AİKİDO KURSU

Ender Batur

Dün akşam döndüğünde yağmur da başlamıştı. Çok yağmıyordu ama bu sucuk gibi ıslanmıştı. Çamur içinde. Hadi havlular aldık, kuruladık. İçeriye uyumaya gitti. Sabah kalktığında topallıyordu. Belli ki dün akşam kavgaya karışmış, çamurlara bulanmıştı. Bizim taraf tekir bir erkek kedinin bölgesi. Kedi dediysek kaplan ufağı birşey. Belli ki bir sponsoru var, yoksa çöpten beslenerek bu kadar besili kalamaz. Adına Sarı Kedi diyorum. Bu çevrede erkek kedi barındırmıyor. Bizimki kurtarılmış bölgede yaşıyor ama arazide yakalandı mı epey hırpalanıyor. İşte, dün akşam da gece devriyesi esnasında yolları çakışmış olmalı. Bizimkinin adı Mızmız. Sosyal demokrat bir kedi. Kimseyle kavgası filan yok ama sokak yaşamına uygun değil bu özellik. Salonlarda filan geçer ama sokakta kendini koruyabilmesi lazım. 

Bari dedim, kendini koruyabilmesi için Uzakdoğu savaş sanatları eğitimine versem de bu hırpalanmaktan, ben de veterinerlere tamir parası vermekten kurtulsam. Aikido eğitimi almasının en uygun olacağını düşündüm. Hem saldırgan değil, hem saldırıya karşı kendini koruyabilecek, hem de felsefesine epey yatkın. Zaten devamli meditasyon yapıyor. Önce bir Aikido elbisesi diktirelim dedim, sonra uygun bir Dojo ararız. Bunu koltuğumun altına alıp ölçü aldırmak üzere köşedeki terziye doğru yola çıktım.

Terzi tek kişilik dükkanında çalışan gençten biri. Sanatkar bir çocuğa benziyor. Bilmiyorsa bile biraz tarifle Aikido giysisini kolaylıkla diker. Dükkana girince bir bana, bir de koltuğumun altındaki kediye baktı. Belli ki kolunun altında kediyle gelen müşterilere pek alışkın değil. 

"Aikido giysisi diktirmek istiyoruz," dedim. 

"O nedir ki abi?" diye yanıtladı. 

Normal. Aikido'yu bilmiyor. Pijama gibi şalvarlı bir şey. Bizimki zaten biraz düşük göbekli giymeyi sever zaten. 

"Karate, Judo giysisi gibi birşey, kedi için," dedim. 

Hafif muzip ama daha çok şüpheci bir bakışla baktı, "Biz ondan dikmiyoruz abi," dedi. Zaten Aikido'ya ısınamadı bu çocuk. Kıvıramadığından O diye bahsediyor ama olsun, biraz tarifle dikebilir. 

"Niye?" diye sordum.

"İhtisasımız değil," dedi.

Haa, o başka tabii. İhtisası olmayan bir alanda dikiş dikmesini isteyemeyiz haliyle. 

"Peki kime gideyim, biliyor musun?" dedim. 

"Soracaksınız abi," diye yanıtladı. Kıvırtıyor. Bilmiyorum diyemiyor, soracaksınız diyor. Yer miyiz?
Yemeyiz ama ne yapalım teşekkür edip çıktık. Divane miyim kolumun altında kedi terzi, terzi dolaşacağım, kim Aikido giysisi diker diye arıyacağım. Böyle olmayacak. Başka bir yöntem bulmalı.

En iyisi önce bir Dojo bulalım diye düşündüm, onlar nasıl olsa nerede giysi diktirebileceğimizi bilirler. İşte bu fikir çok iyi. Beğendim. Hadi eve döndük. Araştırdık filan. Yakında bir Dojo var. Hadi yine Mızmız koltuğumuzun altında Dojo'ya doğru yola çıktık. Bir apartmanın altındaki garaj yerini "Karate, Tekwando, Judo ve Bilimum Uzakdoğu Dövüş Sanatları Merkezi" yapmışlar. Apartmanın yanından dik bir merdivenle iniliyor. Yolda tabelası var. Merdivenden indik. Garaj kapısından girdik. Yere halıfleks döşemişler. Bir sürü
çıplak ayaklı herif canhıraş feryatlar atarak birbirlerine hamle yapıyorlar. Bu iyi, bizimki de hep çıplak ayakla gezer, kolay uyum sağlıyacaktır diye düşündüm. Ortak yanları var. Bizimki korkudan büyümüş gözleriyle etrafa bakıyor. Tırnaklarını koluma geçirmiş, ceketin altından bile hissedebiliyorum. Bıraksam kaçacak ama bırakmıyorum. Dojo'nun içinde kedi kovalamaya başlarsak ilk intibanın etkisini yitiririz. Sıkı, sıkı tutuyorum.

"Usta nerede?" diye sordum. 

Ustayı gösterdiler. Tatar galiba. Çekik gözlü olunca daha iyi dövüşçü mü olunuyor bilemem ama göz yapısı bizimkinin göz yapısıyla çelişki içinde değil. Bu da olumlu bir faktör.

"Aikido dersi veriyor musunuz?" dedim. O şüpheci bakışla hep karşılaşıyorum nedense. Alışmam lazım.

"Veriyoruz ama kediyle olmaz," dedi. Ne yani beni tek elinde kedi, öbür elinin parmaklari pençe gibi savaşan egzotik dövüşçülerden mi zanneti nedir. 

"Benim için değil, kediye Aikido eğitimi aldırmak istiyorum," dedim. 

Çevremiz kalabalıklaşıyor. İlgileri arttı. Dövüşçü filan tipler ama kedi sevgisi var içlerinde. Hepsi toplanmış bir bana, bir Mızmız'a bakıyorlar. 

Usta, "Kedilere eğitim vermiyoruz," dedi. Al sana bir ayrımcılık örneği. Kedilere eğitim vermiyorlarmış. Neden? Bunların canı yok mu? Sırıtarak bakıyorlar. Burada fazla kalmasak iyi olacak. Kedileri küçük görüyorlar. Yine de bir deneyeyim dedim. 

"Bildiginiz Dojo var mı, tavsiye edebileceğiniz?" diye sordum.

"Soracaksınız," diye yanıtladı. Kıvırtıyor. Bilmiyorum diyemiyor, soracaksınız diye baştan savıyor. Belki de vardır ama müşteri göndermek istemiyordur. Rekabet meselesi. Teşekkür edip çıkıyoruz. Bunun pençeleri biraz sakinledi. 

Burayı pek sevmedi galiba. Sevmediği bir yerde eğitime göndermek de istemem zaten. Bu Dojo arama işinden vazgeçeğiz galiba. Buna bir tüp biber gazı alsam Sarı Kedi'ye karşı kullansa başarılı olur mu acaba? Bu biber gazı spreyiyle dolaşmaya başlayınca, Sarı Kedi'nin sponsoru da ona gaz maskesi alır ve boşuna
masraf etmiş oluruz. Belki gece görüş dürbünü alsam daha iyi olur. Sarı Kedi'yi uzaktan görür yolunu değiştirir. Bu daha iyi bir fikir. Yarın avcılık mağazalarını gezeyim de kediler için gece görüş dürbünü arayayım bari.