BİLGE SARMAN  

Gülçin Erişkin Kandemir

 

Mahallemizde kalan son birkaç ahşap evden birinde doğmuştu. Yavru iken iyi beslendiği için hala sağlam yapılı iri bir kedidir. Onu sevgiyle büyüten yaşlı kadın öldüğünden beri Sarman her gün mahalleyi tarar, bir yerlerde bulabildiği artıklarla yaşamını devam ettirir. Rahmetli Yaşar ablanın onun için ayırdığı ılık tavuk, balık parçacıklarının, yumuşacık köftelerin hayaliyle dolaşır durur. Evlerden gelen nefis yemek kokuları eşliğinde çöp  tenekelerinde bulabildiği tavuk kemiklerini, balık kafalarını yer. Mahallenin hukukçu kedisidir. Öteki kedilerin kedi yasalarına uymalarını sağlar. Önce yavru kediler, sonra hamile kediler ve en son diğerleri yemek yemeğe izinlidir. İşte bu noktada Sarman yaşlı ve güçlü bir kedi olmanın avantajlarını kullanır ve öteki kedileri sindirip geri kalan yemeğin büyük bir parçasını kapar. Mahalledeki yavruların bir kısmı hayatını Sarmana borçludur. Anneleri ölünce ortada kalan yavruları ve ilgisiz anne kedilerin yavrularını Sarman hep korumasına almıştır.

Sarman birkaç gün görünmedi. İyi yemekler bulduğunda bize gelmediğinden ortada telaşlanacak bir durum yoktu. Yine de Sarmanı düşündükçe içimde bir huzursuzluk duyuyordum. Derken Sarman bir gözü yaralı olarak geliverdi. Belki başka kedi tırmalamıştır derken aynı yerden bir daha yaralandı. Bu defa yaralama olayının pek kedi işine benzemediğini düşünmeye başlamıştım.

Zavallı Sarman yarasını ağaç dallarına sürerek kaşıyordu; belki de kendini tedavi ediyordu. O kadar korkmuştu ki kimseleri yanına yanaştırmıyordu. Yemek verip her defasında biraz daha yaklaşarak insanlara yeniden alışmasını sağladım ve çok yanlış bir şey yaptığımı daha sonra anladım. Bir sabah acı acı feryat eden bir kedi duydum. Acı miyavlamaların yönünü tespit edebilmiştim. Birkaç gün sonra Sarman çok aç ve çaresiz bir halde geldiğinde arka ayaklarını sürükleyerek zor yürüyordu ve ağzında da bir yırtık vardı. Bir insanın bu kediciğe düşman olduğu kesindi.

Birkaç gün sonra şüphelendiğim evdeki bir konuşma durumu anlamama yetti. Kuş besleyen çocuk beyaz güvercinlerinden birini tutup öldürdüğünü sandığı Sarmanı bir daha kuş tutamaz hale getirmeye çalışıyordu. Mahallede genç ve saldırgan başka bir Sarman vardı ve sanırım yaşlı Sarmanla karıştırılmıştı. Ayrıca kuşçu çocuğun kuşları da sevmediği, onları sırf gelir getirsin diye eğittiği kesindi. Kuşların ayaklarına ip bağlayıp salıyor ve bazen ayağı kopunca acımak şöyle dursun kuşa küfürler edip onun artık işinin bittiğini, ‘gebermesi’ gerektiğini söylüyordu. Yani egoist kuşçu çocuğun Sarmana yaptıklarını affettirecek hiçbir yanı yoktu. Sarmanı haftalarca yumuşak besinlerle besleyip hayatta kalmasını sağladım. Kuşçu çocuğa gelince, yapabileceğim bir şey yoktu. Bir şekilde doğa tarafından cezalandırılması gerektiğini düşünüyor fakat böyle bir şeyin olabileceğine de pek de inanmıyordum. Bir gün aniden  kuş gribi korkusu ortaya çıktı ve herkesten fazla egoist kuşçu çocuğu etkiledi. Artık ne Sarmanı ne de güvercinlerini düşünecek hali yoktu. Kuşlarını uçurup yüzüstü bıraktı ve bir süre mahalleden uzaklaştı. Can korkusu ona yeterli bir ceza olmuştu sanırım. Egoist bir insanın can korkusu normal bir insanınkinin katlanmışıdır.

Sarmana gelince,  aldığı darbelere karşın yaşlı ve bilge bir kedi oluşunun sayesinde hayatta kalmayı sürdürebiliyor. Kuşçu çocuk gittiğinden beri mahalle biraz daha emniyetli. Artık insanlara daha tedbirli yaklaşıyor; veren olursa yemeği kapıp kaçıyor. Muhakkak ki hala Yaşar Ablanın yanındaki eski huzur ve sevgi dolu günlerini arıyor. Eskisi gibi kocaman sarı kafasını uzatmıyor sevsinler diye. Hayat biraz zorlaşsa da, Sarman için hala yaşanmaya değer. Sarman hala yavru kedileri koruyor, mahallede kedi yasalarının sürdürülmesini sağlıyor. Kedi arkadaşlarının davranışı, çiçeklerin, kuşların, kertenkelelerin davranışı zaten binlerce yıldır hep aynı. İnsanların davranışları da zaman zaman anlaşılmadık bir biçimde değişmeseydi hayat çok daha kolay olurdu bilge Sarman için.