HABERLER

DÜNYAYI TÜKETİYORUZ

Dünyamızın doğal ekosistemleri, daha önce hiç görülmemiş bir hızla yok oluyor. WWF’nin (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) yayınladığı "2006 Yaşayan Gezegen Raporu"na göre, gezegenimizdeki doğal kaynakları tarih boyunca görülmemiş bir hızla tüketiyoruz. Rapora göre, doğal kaynaklarımızı şu andaki hızında tüketmeye devam edersek, 2050 yılında iki gezegene daha ihtiyacımız olacak.

Raporda, doğal kaynak tüketiminin yanı sıra, biyolojik çeşitlilikteki azalmanın da devam ettiği belirtiliyor. Raporda, 1970-2003 yılları arasında Dünya üzerindeki omurgalı canlı türlerini üçte birinin soyunun tükendiğine değiniliyor. Aynı zamanda, insanların doğadaki ayak izlerinin, Dünya’nın kendini yenileyemeyeceği bir hızda arttığı vurgulanıyor.

WWF Genel Müdürü James Leape konuyla ilgili olarak; "Ekolojik zarar bakımından ciddi boyutlarda bir aşırı tüketim sorunuyla karşı karşıyayız. Doğal kaynaklarımızı, yeryüzünün yenileyebileceğinden daha büyük bir hızda tüketiyoruz. Bu aşırı tüketimin, öngörülebilir ve çok ürkütücü sonuçları var" dedi.

Leape, "Bugün, önemli kararlar alma zamanı. Yaşam standardlarımızı yükseltirken, doğadaki ayak izlerimizi azaltan değişimler yaratmak kolay olmayacak. Bugün kurduğumuz şehirler, enerji santralleri ve evler; ya toplumumuzu derinden zarar verecek bir aşırı tüketim çılgınlığına sürükleyecek, ya da değişimi tetikleyerek gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmamızı sağlayacak" dedi.

Biyolojik çeşitliliğin azalmasının temel nedeni dünyanın kaynakları yerine koyma hızından daha hızlı bir tüketimin olması. Yapılan araştırmalar ve incelenen veriler sonucunda, "Yaşayan Gezegen Raporu", yeryüzünün son durumunu iki ayrı göstergeyle belirtiyor: Yaşayan Gezegen Endeksi ve Ekolojik Ayak İzleri. Yaşayan Gezegen Endeksi, 1300 farklı omurgalı canlı türünden alınan 3600’ün üzerinde popülasyon örneğine dayanarak yeryüzündeki biyolojik çeşitliliği ölçüyor. Yapılan ölçüm ve incelemeler, karasal canlı türlerinde yüzde 31, tatlı su canlılarında yüzde 28 ve denizlerdeki canlı türlerinde yüzde 27 oranında bir azalma olduğunu ortaya koyuyor.

İkinci gösterge olan Ekolojik Ayak İzleri ise insanlığın doğal kaynaklara yönelik taleplerini belirtiyor. Bu göstergeye göre; 1961 ve 2003 yılları arasında insanların doğadaki ayak izleri üç katına çıktı. Fosil yakıt kullanımından kaynaklanan karbondioksit izimiz, son kırk yılda 9 kat arttı ve küresel ayak izimizin en büyük unsuru haline geldi.

Kişi başına düşen yeryüzü alanına göre bakıldığında en büyük ayak izlerini bırakan beş ülke Birleşik Arap Emirlikleri, Amerika Birleşik Devletleri, Finlandiya, Kanada ve Kuveyt olarak karşımıza çıkıyor. Tarım sektörünün, sanayiden daha büyük bir yer kapladığı Türkiye, su kaynaklarını hızlıca tüketiyor. Türkiye batı ülkeleri ile birlikte biyolojik yenilenme kapasitesinin yüzde 50 daha fazlasını tüketeten ülkeler arasında yer alıyor.

Dünyamızın doğal ekosistemleri, daha önce hiç görülmemiş bir hızla yok oluyor. WWF’nin (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) yayınladığı "2006 Yaşayan Gezegen Raporu"na göre, gezegenimizdeki doğal kaynakları tarih boyunca görülmemiş bir hızla tüketiyoruz. Rapora göre, doğal kaynaklarımızı şu andaki hızında tüketmeye devam edersek, 2050 yılında iki gezegene daha ihtiyacımız olacak.

Raporda, doğal kaynak tüketiminin yanı sıra, biyolojik çeşitlilikteki azalmanın da devam ettiği belirtiliyor. Raporda, 1970-2003 yılları arasında Dünya üzerindeki omurgalı canlı türlerini üçte birinin soyunun tükendiğine değiniliyor. Aynı zamanda, insanların doğadaki ayak izlerinin, Dünya’nın kendini yenileyemeyeceği bir hızda arttığı vurgulanıyor.

 Kurumsal İletişim Koordinatörü Haymi Behar hbehar@wwf.org.tr

http://www.wwf.org.tr/haberler/haberler/archive/2006/ekim/31/haber/dogayi-tueketiyoruz/

 

ANADOLU PARSI GERİ DÖNÜYOR

Avcılık ve yaşam ortamlarının kaybından dolayı neslinin tamamen tükendiği düşünülen Anadolu Parsı'nın, Doğu Toroslarda çok az sayıda yaşadığı tahmin ediliyor.

Doğa Derneği Proje sorumlusu Özgün Emre Can, ''Anadolu Parsı'nın Keşfi'' başlıklı bir proje yürüttüklerini söyledi. Anadolu Parsı'nın, en önemli yaşam alanının Doğu Toroslar olduğunu ifade eden Can, proje ile parsın yaşadığı alanın keşfedilmesi ve neslinin yok olmaktan kurtarılmasının amaçlandığını anlattı.
Parsın yaşadığı düşünülen alanlarda türün yaşam döngüsü dikkate alınarak arazi çalışmaları yapılacağını belirten Can, arazi çalışmaları kapsamında yörede yaşayan insanların konu hakkındaki bilgisinin anketler aracılığıyla toplanacağını söyledi. Yapılan araştırmalar ışığında türün görüntülenmesi için foto-kapan ve kamera sistemleri hazırlanacağını ifade eden Can, Anadolu Parsı'nın keşfedildiği alanda, türe zarar vermeyecek çalışma sistemi geliştirilerek ilk defa görüntüleneceğini bildirdi. Can, proje bütçesinin 84 bin 348 YTL olduğunu anlatarak, çekilecek görüntülerle Anadolu Parsı'nı tanıtıcı kısa bir film hazırlayacaklarını kaydetti.

Sarp kayalıklar, makilik alanlar ve derin vadilerde yaşayan Anadolu parsı (Panthera pardus tulliana), Türkiye'nin ''en gizemli canlısı'' olarak nitelendiriliyor.

http://bugday.org/article.php?ID=1702

 

NEHİR YUNUSUNUN SOYU TÜKENDİ

Asya’nın ve Çin’in en uzun nehri Yangtze boyunca 20 milyon yıldır yüzen beyaz yüzgeçli yunusun soyu, sanayinin gelişmesi, aşırı avlanma ve nehir trafiğinin artmasından dolayı tükendi.

“Baiji” de denen ve Latince adı “lipotes vexillifer” olan bu sevimli yaratığın hala Yangtze nehrinde yaşayıp yaşamadığını anlamak için, çevre koruma örgütlerince yapılan son keşif gezisinde, bu ilk deniz memelisinden bir tanesine bile rastlanamadı.

Keşif gezisini tertip eden ve yunusların soylarının korunmasını amaçlayan merkezi İsviçre bulunan “baiji.org” grubunun kurucusu ekonomist August Pfluger, “Baiji’nin soyunun tükendiği gerçeğini kabul etmek zorundayız. Bu trajedi, sadece Çin için değil tüm dünyanın kaybıdır” dedi.

30 kişilik bir gruptan oluşan çevrecilerin altı haftayı aşkın süreyle ırmağı karış karış taramalarına rağmen bir tanesine bile rastlayamadıkları yunusu arama çalışmalarına bilim adamlarının devam edeceği bildirildi.

1986’da soyları tükenmekte olan türler listesine alınan ve o sırada sayıları 400 olan, beyaz yüzgeçli yunus nüfusu 1997’de 13’e düşmesinden sonra, bu utangaç, sevimli hayvana en son 2004’de rastlanmıştı.

Çin tanrıçası olarak tanınan 2,5 metre uzunluğundaki yunus, Mekong, İndüs, Ganj ve Amazon nehirlerinde yaşayan tatlısu yunuslarının akrabasıydı.

http://www.ntvmsnbc.com/news/394496.asp

 

ILIMAN HAVA HAYVANLARI ŞAŞIRTTI

Almanya’da, Kasım ayı ortalamalarına göre ılıman seyreden hava sıcaklığından ötürü göçmen kuşlar güneye göç etmiyor, kurbağalar kış uykusuna yatmıyor...

Kuzey Ren/Vestfalya eyaleti çevre koruma dairesinden Peter Schütz, turna gibi göçmen kuşların, mısır tarlalarında hala besin bulabilmelerinden ötürü güneydeki daha sıcak bölgelere gitmeye hiç niyetleri olmadıklarını söyledi.

Göçmen kuşların belki Ocak’ta göç edeceklerini, belki de hiç göç etmeyeceklerini söyleyen Schütz, mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklıklardan ötürü hayvanların kış uykusuna yatmadıklarını belirtti.

“Hayvanlar stres içindeler, hala aktifler ve uykuları yok” diyen çevre uzmanı, aniden soğukların bastırması durumunda, hayvanların yeterli yağ dokusu oluşturmamaları nedeniyle tehdit altında olabilecekleri uyarısında bulundu. Sonbahar sonu için rekor hava sıcaklıkları kaydedilen Almanya’nın güneyinde Bavyera eyaletinde Cumartesi hava sıcaklığı 21,9 derece tespit edildi. Almanya’da Eylül, Ekim ve Kasım aylarında hava sıcaklıkları mevsim normallerinin 3 derece üzerinde oldu.

http://www.ntvmsnbc.com/news/392304.asp

 

VAN KEDİLERİNİN SOYLARI TEHLİKEDE

Farklı renkteki gözleri ve kendilerine has özellikleriyle tüm dünyada tanınan Van kedilerinin soyları tükenmek üzere. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Van Kedisi Araştırma Merkezi, bu benzersiz kedilerin korunması için çalışma yürütüyor.

100 kedinin koruma altında tutulduğu merkezin müdürü Prof. Dr. Zahit Ağaoğlu, Van sokaklarında artık Van kedisinin dolaşmadığına dikkat çekiyor.

Merkezde Van kedilerinin hastalıklardan korunması için büyük özen gösteriliyor. Yetkililer, bölgede etkili olan kuş gribinin Van kedilerine bulaşma riskinin çok düşük olduğunu söylüyor. Merkezde, kedilerinin üremeleri için de bir program yürütülüyor. Ancak yetkililer yeterli kaynak bulamamaktan şikayetçi.

Van kedilerinin korunması için daha fazla finansmana ihtiyaç duyduklarını belirtiyorlar.

http://www.ntvmsnbc.com/news/358111.asp

 

DERİ FUARINA PROTESTOLU AÇILIŞ

PETA, ve aralarında HAYKOD, Türkiye Hayvan Hakları Platformu (THHP), Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu(DYBD), Sokak Kedisi gibi hayvan hakları kuruluşlarınca desteklenen Kürke Hayır Platformu üyeleri, ''Kürk vahşetinin kanı temizlenemez'' yazılı pankart açarak, ''Kürk de deri de kumaş değildir'' ve ''Kürk vahşetine gözlerinizi açın'' yazılı dövizler taşıdı. Üyelerden bir kişi de , ''fok yavrularının sopayla vurularak öldürülüşünü'' temsilen bir gösteri de yaptı.

Daha sonra maketin dışındaki kırmızı boya ile kanlanmış görüntüsü verilen montu giyen PETA Türkiye Gönüllüsü Elif Erkaya, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, "kürklerin, acımasız işkencelerden
geçirilip katledilmiş hayvanların bir parçası olduğunu unutmayın" dedi.

Erkaya, şunları kaydetti: "Tüm derisi yüzüldüğü halde hala ölmeyip bir süre daha can çekişen hayvanlar olduğu, kürk çiftliklerinde gizli kamera görüntüleriyle kanıtlanmıştır. Bu gerçek ortadayken, vücudunun üzerinde bütünüyle bir ceset ya da onun bir parçasını sadece zevk için taşımak sağlıklı bir davranış biçimi olarak kabul edilemez ve kadının doğal güzelliğini kanlı bir vahşet perdesinin arkasına gömer."

http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=40632

 

JAPONYA, BALİNA AVINDAN VAZGEÇ

Tokyo’daki Brezilya Büyükelçiliği tarafından 17 ülke adına yayınlanan ortak açıklamada, Japon hükümetinin, uluslararası topluluğun çağrısına uyarak “bilimsel” balina avından vazgeçmesi istendi.

Balinaların yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu düşünen 17 ülkenin diplomatik temsilcilerince Japon makamlarına da iletilen talepte, “Bilimsel veriler elde etmek için öldürücü yollara başvurmanın gereksiz olduğu” belirtildi ve Japonya’nın bilimsel araştırma amacıyla yapıldığını açıkladığı balina avının, uluslararası topluluğun balinaları korumaya yönelik çabalarıyla çeliştiği kaydedildi.

Ortak açıklamayı; Arjantin, Avustralya, Avusturya, Belçika, Brezilya, Finlandiya, Almanya, İrlanda, İtalya, Fransa, Lüksemburg, Meksika, Yeni Zelanda, Portekiz, İspanya, İsveç ve İngiltere imzaladı.

Japonya Balıkçılık Kurumu ise balina avını sürdüreceğini bildirdi. Kurum sözcüsü Hideki Moronoki, yaptığı açıklamada, balina avının uluslararası mevzuat uyarınca yapıldığını, bu çağrının Japonya’nın tutumunu değiştirmeyeceğini söyledi. Sözcü, “bilimsel araştırma” niteliğindeki balina avını sürdürmeyi planladıklarını belirtti.

Uluslararası Balina Komisyonu, Japonya’nın 1986’dan beri uygulananbalina avı yasağına istisna getirilmesi yolundaki önerisini geçen Haziran ayında yapılan toplantıda reddetmiş, Japonya ise avlayacağı balina sayısını yıllık 440’dan 850’ye çıkarma hedefinden vazgeçmediğini açıklamıştı.

http://www.ntvmsnbc.com/news/357791.asp

 

KUŞ GRİBİ İLE MÜCADELEDE EKOLOJİK TEHDİT

Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Botanik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Atabay Düzenli, kuş gribi ile ilgili olarak hükümetin ve uzmanların değerlendirmeleri dorultusunda kanatlı hayvanların itlaf edilmesinin sorunun çözümü yerine kuş türlerinin neslini tehdit ettiğini ileri sürdü.

Prof. Düzenli, doğa ile uğraşan uzmanların kuş gribinin gerçek nedenleri ve hastalığın insanlara nasıl bulaştığının araştırılarak çözümlerin bu yönde uygulanmaya konulmasının yerine günlerdir kamuoyunda sadece kümes hayvanlarının itlafının işlenmesinin gerçekle bağdaşmadığını vurguladı.

Doğada insanlar kadar yaşama hakkına sahip bulunan bitki ve hayvanların hastalık gerekçesiyle nesillerini tüketircesine vahşi mücadelelerin gelecekte ekolojik engede önlenemez sorunları beraberinde getireceğini belirten Atabay Düzenli, “Kuşların da kendilerine göre yaşam koşulları mevcut, insanlarda hayvanlara hastalık bulaştırabiliyor. Kuşların bu mevsimde grip olma olasığını niçin göz ardı ediyoruz, insanlar kadar kuşlarda ekolojinin ayrılmaz bir parçası” dedi.

Türkiye’de kuş gribinin ortaya çıkmasıyla Kırsal alanlardaki plansızlığın çok daha net bir şekilde ortaya çıktığının görülmesine karşılık yetkililerin bu konuşu gözden kaçırdığına değinen Prof. Düzenli, şöyle konuştu:

“Kırsal alanlar bir an önce planlanmalı. Bu alanlarda yaban hayatı ile insanoğlunun yaşayacağı alanlar belirlenmeli. İnsanoğlunun bu alanlarda yaşama biçimi ve şartları ortaya konulmalı. Dünyada tek canlının insanlar olduğu ve insanların her istediğinin kayıtsız şarsız geçerli olduğu fikri terk edilip, bitki ve hayvan ve insanların bu dünyada yaşama haklarının olduğu, her birisinin yaşamları için vazgeçilmez şarları bulunduğu ve birbirlerine bu konuda anlayışlı olmaları gerektiği unutulmamalı. Eğer insanoğlu bu dünyada sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşayıp nesillerini devam ettirmek istiyorsa yaşadığı ortamdaki canlı ve cansızları çok iyi tanımalı ve yaşam tarzını buna göre oluşturmalıdır.”

http://www.ntvmsnbc.com/news/357332.asp

 

DOĞADAKİ AYAK İZLERİNİZİ AZALTIN

Endüstri Devrimi'nden günümüze, dünya nüfusu sekiz katına çıkmıştır. Son 100 yılda endüstriyel üretimin yüz kat artması sonucu kapasitesinin üzerinde kullanımla karşı karşıya kalan dünya, aşırı bir baskı altındadır. İnsan etkinliklerinin ve nüfusun inanılmaz artışı, çevre üzerinde önemli ölçüde olumsuz etkiler yaratmıştır.

Dünya 200 yıldan kısa bir süre içinde 6 milyon km2 ormanlık alanını kaybetmiş, belli başlı nehirlerde toprak erozyonu nedeniyle biriken tortu miktarı üç kat artmış, toplam 100 km3 olan yıllık su kullanımı miktarı 3600 km3'e çıkmıştır.

Atmosferdeki önemli değişiklikler, insanların ve diğer canlıların yaşamını olumsuz etkileyen iklim değişiklikleriyle kendini göstermeye başlamıştır.

Havanın, toprağın, denizlerin ve tatlı su kaynaklarının kirlenmesinin insan sağlığı ve diğer canlı türlerinin yaşamı üzerinde çok önemli olumsuz etkileri vardır.

Dünyanın kaynakları sınırlıdır. Hayal edilebilecek en iyi teknolojiler bile yeryüzü kaynaklarını istediğimiz kadar genişletmeye olanak tanımayacaktır. Dünyanın belirlediği sınırlarla yaşamanın en temel koşulu, hızlı nüfus artışının önüne geçmek ve mevcut tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmektir.

Neler Yapabiliriz?

WWF Türkiye

 

DOĞA OKULU

Doğa Derneği, AB uyum süreci çerçevesinde Türkiye'de bugün olduğundan çok daha fazla uzman doğa korumacıya talep olacağı gerçeğinden yola çıkarak "Doğa Okulu" adı altında bir proje başlattı. Hollanda Tarım, Doğa ve Gıda Kalite Bakanlığı'nın katkıları ile yürütülen çalışma, gelecekte profesyonel doğa koruma çalışmalarında görev almak isteyen gençlerin güncel doğa koruma teknikleri konusunda tecrübe kazanmalarını ve bu sayede Türkiye'nin 266 Önemli Doğa Alanı'nın etkin bir şekilde korunmasını amaçlıyor.

Türkiye'nin üç farklı bölgesinde üçer haftalık sürelerle gerçekleştirilecek olan doğa okulu eğitim programının ilk aşaması Mayıs 2006 sonuna kadar sürecek. İlk aşamanın ardından bu programın farklı üniversitelerle işbirliği içinde uygulanması hedefleniyor. Doğa okuluna katılmak isteyen üniversite mezunu veya son sınıf öğrencisi gençlerin Ağustos sonuna kadar Doğa Derneği'ne başvurması bekleniyor.

Ayrıntılar için...

Doğa Derneği

 

HAYVAN HAKLARI SAVUNUCULARININ TEPKİLERİNE RAĞMEN KEÇİLER UÇURULDU

Bu yıl ikincisi yapılmakta olan Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivali, festivalin simgesi olan iki adet keçinin paraşütle atılması ile başladı. Hayvan Hakları savunucularınca tepki gösterilen "keçi atma" eylemi, Fethiye Hayvan Dostları Derneği (FHDD) Başkanı Perihan Agnelli tarafından ise adeta "alkışlandı" ve hayvan hakları savunucularının tepkileri "gereksiz" bulundu. 26 Haziran Pazar günü sona erecek olan festivalde iki adet yavru keçinin (oğlak) paraşütle atlatılması üzerine, Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği (DOHAYKO) adına Nesrin Çıtırık ''Belediye'nin yaptığı bu olay 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası'na göre suçtur'' diyerek, Muğla Cumhuriyet Savcılığı'na başvurdu.

Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu kurucusu-sözcüsü ve Türkiye Hayvan Hakları Platformu (THHP) Yürütme Kurulu üyesi Yalçın Ergündoğan ise, ''15 Ekim 1978'de kabul edilen ''Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi''nin 10.cu maddesi ''Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır'' der. Bizler de, hayvanların eğlence unsuru olarak kullanılmasını, televizyon haberlerinde izleyiciyi rahatlatacak komiklikler olarak dolgu malzemesi olmalarını kabul etmiyoruz. Söz konusu olayda keçiler kalp krizi geçirip ölebilirlerdi. Ayrıca, çok korktukları da kesin. Yapılan açık bir saygısızlık ve hak ihlalidir'' dedi.

Buna karşılık, Fethiye Hayvan Dostları Derneği (FHDD) Başkanı Perihan Agnelli ''keçilerin şanslı olduğunu, Ölüdeniz'in muhteşem manzarasını havadan da izleme imkanı bulduklarını'' söyleyerek, bazı hayvan severlerin olaya tepki göstermesine bir anlam veremediğini'' belirtti.

sesonline.net - 24.06.2005

 

İZMİT KEDİ EVİNDE ÖLÜM KOL GEZİYOR

İzmit Eski Gölcük Yolu Fuar girişi yanındaki Kedi Evi’ndeki kediler, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Hayvan Sevenler Derneği Kocaeli Şubesi arasındaki yetki tartışması nedeniyle ölüme terk edildi.

Yaklaşık 100 kedinin bulunduğu Kedi Evi’nde salgın hastalıklar nedeniyle son bir kaç aydır 10 kedinin açlık ve bakımsızlıktan öldüğü anlaşıldı. Kedi yavrularının da çoğunun aynı nedenlerle yaşamadığı belirtilirken, bulaşıcı hastalıklar nedeniyle bazı kedilerin kulaklarının çürüdüğü, gözlerinin kör olduğu kaydedildi. 

Hürriyet - 18.06.2005

 

JAPONYA BALİNA AVINDA ISRARLI

Japonya’nın “bilimsel araştırmalar” adına balina avından vazgeçmeyeceğini bildirmesinden sonra, Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), bu araştırmalar için balina öldürmenin gerekli olmadığını açıkladı.WWF’nin İsviçre’de yayımlanan “Bilim, çıkarlar ve politika: 21. yüzyılda balina avı” adlı raporunda, canlı balinalardan alınan DNA örneklerinin, öldürülen balinalardan alınanlara göre çok daha güvenilir bilimsel veri sağlayabildiği belirtildi.

Raporda, “teknoloji alanında ilk sıralarda yer alan ülkelerden Japonya’nın 21. yüzyılda 1940’lardan kalma tekniklerle her yıl yaklaşık 650 balinayı öldürmesinin inanılmaz olduğu” vurgulandı. Japonya’nın “bilimsel araştırmalar” adına balina avına son vermeye çağrıldığı raporda ayrıca, bu ülkenin “bilimsel araştırmalar” için başvurduğu yöntemin bilimsel bir dergide yayınlanamayacak kadar “geri” olduğu belirtildi.

Geleneksel mutfağında balina etinin özel bir yeri bulunan Japonya geçen ay, yabancı ülkelerin baskılarına boyun eğmeyerek, “bilimsel araştırmalar” adına ava devam edeceğini, hatta artıracağını açıklamıştı. Şu anda yılda 440 balina avlayan Japonya, Minke balinası ve soyları tükenmekte olan büyük balina avını iki katına çıkarmayı planlıyor.

Tokyo, 1986’da Uluslararası Balina Avı Komisyonu (CBI) tarafından konulan kotayı gönülsüz olarak kabul etmesine karşın, 1987’de yasalardaki “bilimsel amaçlı ava izin veren” boşluktan yararlanarak, deniz memelileri konusunda veri toplamak gerekçesiyle av yasağını delmeye başlamıştı.

Japonya’nın balina avı konusundaki ısrarı, 20-24 Haziran günlerinde Güney Kore’de yapılacak CBI yıllık toplantılarının ana gündem maddesi olacak.

NTVMSNBC - 17.06.2005

 

ÜÇ SANATÇININ GÖZÜYLE KEDİ

Kedilere olan tutkularıyla bilinen Balkan Naci İslimyeli, Selma Gürbüz ve Gürbüz Doğan Ekşioğlu, kedi temalı çalışmalarını bir arada sunuyorlar
Balkan Naci İslimyeli, kedinin güzelliğini, gizemini, zarifliğini, özgürlüğünü öne çıkarıyor. Kediyi minimalist bir çizgide ama derinlemesine anlatıyor. İslimyeli, yumuşak yün malzemeyi ve keçeyi de dahil ediyor resimlere. Selma Gürbüz, sergideki eserleri için "Kedilerin birbirleriyle olan ilişkileri, oyunları tuhaf, aynı zamanda mizah dolu erotizmi yer aldı bu seri içinde" diyor. İslimyeli, sergiyi ressam Cihat Burak anısına düzenlediklerini söylüyor: "Cihat Burak'ın kedilerle hiçbirimizin rekabet edemeyeceği kadar derinlemesine bir ilişkisi var." Tüm gelirin Anne Çocuk Eğitim Vakfı'na bağışlanacağı (AÇEV) sergi 30 Haziran'a kadar izlenebilecek.

Milliyet

 

PETA, BENETTON'U PROTESTO EDİYOR

PETA, ürünlerinde kullanılan yünün önemli bir kısmını Avustralya'dan temin eden Benetton'u protesto ediyor. Avustralya'da yünü için yetiştirilen koyunların kuyruklarının ağrı kesici kullanılmadan "live mulesing" adı verilen son derece acı verici bir yöntemle kesildiğini ve yün kalitesi düşen koyunları sakatlanma ve ölümle sonuçlanabilen kötü koşullarda Orta Doğu ülkelerine yolladığını belirten PETA temsilcileri,  Benetton'u Avustralya yünü almamaya davet ediyor.

Bu amaçla başlatılan boykot kampanyası dahilinde 9 Haziran 2005 tarihinde İstanbul Beyoğlu'nda da bir protesto gösterisi düzenlenecek.

 

İZMİR'DE ÖĞRENCİLER HAYVAN BARINAKLARINI ZİYARET ETTİ

İlköğretim okulu öğrencileri, küçük yaşta hayvan sevgisini öğrenip, hayvanları tanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ile Işıkkent’teki Hayvan Barınağı ile Kültürpark’taki Hayvanat Bahçesi’ni ziyaret eden öğrencilere, hayvanlar hakkında her türlü bilgi verilip, Büyükşehir Belediyesi’nin bu alandaki çalışmaları anlatılıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı ile İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 2005 yılı eğitim-öğretim programı kapsamında, kentteki ilköğretim okulu öğrencilerine doğa ve hayvan sevgisinin aşılanması amacıyla geziler düzenleniyor. Bugüne kadar Hayvan Barınağı’nı 6 okul ziyaret etti. Hayvanat Bahçesi’nde ise Pazartesi ve Cuma günleri ilköğretim okullarına ücretsiz giriş sağlanıyor; yoğun ilgi gören bahçeyi İzmir’deki hemen hemen tüm okullar ziyaret etti. Hayvan Barınağı’nın son ziyaretçileri Doğanlar Hüsnü Bornovalı İlköğretim Okulu öğrencileri oldu. Barınaktaki ziyarete, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Serpil Göngör, Çevre ve Sağlık İşleri Daire Başkanı Yıldız Sezgin de katıldı. Öğretmenleri eşliğinde Işıkkent’teki Hayvan Barınağı’nı gezen öğrenciler, Veteriner İşleri ve Halk Sağlığı Şube Müdürü Mehmet Emin Sözeri ve Veteriner Hekim Yılmaz Pekzorlu tarafından bilgilendirildi. Pekzorlu, öğrencilere, hayvan edinirken dikkat edilmesi gereken konular ile kediler, köpekler hakkında genel bilgiler verdi.

sesonline.net - 27.05.2005

 

FBI'DAN ALARM: "EN BÜYÜK TEHLİKE ÇEVRECİLER"

ABD terörle mücadele masası şef yardımcısı John Lewis, Washington'da toplanan bir kongrede Demokratlara yönelik yaptığı konuşmada "terörist örgütlerin" ekonomik hasarda önemli rol oynadığını ancak en büyük zararın insan yaşamına müdahale olduğunu belirterek ''Son bir kaç yıl içinde ülkenin başı terörist eylemler ve cinayetlerle dertte'' diyerek tüm çevreci ve hayvan hakları örgütlerini bunda büyük payı olduğunu ifade etti. Bu söylem, ABD'nin genel anlamda terörist eylemlerden, El Kaide gibi yabancı yapılanmalar dışında çevreci ve hayvan hakları gurupları gibi sivil toplum kuruluşlarını sorumlu tutması Senato'daki Çevre ve Sosyal Hizmetler Komitesi'ni şaşkınlığa uğrattı.

Öte yandan 1990 ve 2004 yılları arasında işlenen terör suçları kapsamında, FBI'nın yaptığı araştırmada, 1.200 suç eyleminin 150'sinin 'eko-teröristler' tarafından yapıldığı belirtiliyor.
Suçlamaları yapan FBI yetkililerinin en çok üzerinde durduğu iki grup, ABD merkezli gruplar olan Hayvan Kurtuluş Cephesi (Animal Liberation Front) (ALF) and ve Dünya Kurtuluş Cephesi Earth Liberation Front (ELF). Bu gurupların yanısıra John Lewis yaptığı çevrecilerce hayvan hakları savunucularından oluşan listeye, İngiltere merkezli Huntingdon'daki "Hayvan Zalimliğine Son Örgütü" (SHAC)'nü de katıyor. SHAC, Huntingdon'daki Yaşam Bilimleri Laboratuvarı'nda engelli hayvanları iyileştiren ve dünya çapında örgütlendiğini belirten bir kuruluş. SHAC yaptığı açıklamada dünyanın hiç bir yerinde illegal eylemlere destek vermediklerini, tek amaçlarının hayvanlara yönelik zalimliği durdurmak olduğunu belirtti.

sesonline.net - 23.05.2005

 

FORMULA 1'DE AYIP ÖNDE

Formula 1’de ‘ayıp’ önde... FORMULA 1 pisti bundan birkaç sene önce Anayasa’nın koruması altında ormandı ve İstanbul 12 numaralı tapu sicil kütüğünde ‘Ormandır, satılamaz ve kullanılamaz’ şerhi vardı. Formula 1 patronu ile yerli ortakları orayı ‘pist’ olarak beğenince, yerli-yabancı sermaye, belediye başkanları, bürokratlar, politikacılar bir anda el ele verip bakın ne yaptılar:

Birkaç günde orası ‘orman’ olmaktan çıkartıldı, ‘mera’ statüsüne geçirildi. ‘Mera’nın kiraya verilmesi kararı çıktı. Ömerli Barajı’nı besleyen su havzası içinde olduğu için İSKİ’nin ‘Asla tesis yapılamaz’ kararı da birkaç günde ‘Yapılır...’ şeklini aldı. Bunlar yetmiyordu, Çevre Bakanlığı’nın ‘ÇED onayı’ vermesi gerekiyordu. İstanbul Valiliği burası için ‘ÇED raporuna gerek olmadığına’ karar verdi. Yine de pist yapılamazdı; çünkü turizm teşvik ve avantalarından yararlanmak gerekiyordu. 13 Mayıs 2004’te Bakanlar Kurulu kararı ile orası ‘Turizm Bölgesi’ ilan edildi. Hemen ertesi günlerde Formula 1’e ‘Turizm Teşvik Belgesi’ verildi.

Bir orman ve içme suyu havzası işte böyle Formula 1 pisti oluverdi. Dünkü Vatan Gazetesi’nde Formula 1 patronu İngiliz işadamı Ecclestone’nin, daha yarış yapılmadan devletten 13.5 milyon dolar aldığı, 2012’ye kadar her yıl için 13.5 milyon dolar alacağı, bilet satışlarının yüzde 45’inin, yiyecek ve içecek satışının ise yüzde 50’sinin bu adama verileceği yayınlandı.

Yerli ortaklarına ne düştü?.. Büyük bir havadan gelir yanında, ihale ve ödemelerde binbir türlü yolsuzluklar ortaya çıktı. Mahkemelerde yargılanıyorlar. Hafta sonları 250-300 bin insanın döküntüsü, pisliği, çişi-mişi su havzasına akarken, sanki boş alan yokmuş gibi entrikalarla orman piste dönüştürülürken ve ortaya bir büyük vurgun çıkarken, bir tek yorum yapılabilir: Tüm bu olanlar bir ülke için yüz kızartıcı suçtur. Bize sermaye, bürokratlar, politikacılar el ele verdiklerinde, doğanın yaşama şansının hiç olmadığını kanıtlar. Ama kesilen ağaçların, yok edilen ormanın, yuvası yıkılan canlıların, ahı tutuyordur; rezillikleri bir bir ortaya dökülüyor, yaptıkları ayaklarına dolanıyor. Ve o pistteki yarışlarda her zaman en önde ‘ayıp’ olacak.

Bekir Coşkun, Hürriyet - 22.05.2005

 

PETA İSTANBUL'DA KENTUCKY FRIED CHICKEN'I PROTESTO ETTİ

Kadıköy Bahariye Caddesi'ndeki Kentucky Fried Cihcken (KFC) restoranının önünde dün ilginç bir protesto vardı. Hayvanlara Etik Davranış İçin İnsanlar Örgütü'nün (PETA) Türkiye'deki ilk eyleminde örgütün 'Kentucky Kızarmış Vahşeti' adlı kampanyasının kodrdinatörü ABD'li Lisa Franzetta ve bir Türk eylemciye onlarca 'tavuk dostu', 'Kentucky tavuklara işkence ediyor' dövizleriyle destek verdi. Tavukların canlı canlı kaynar suda haşlandığını, gagalarının koparıldığını öne süren ve gizli kamerayla çektiği görüntüleri 'www.peta.org'da yayımlayan PETA, KFC'den çiftlik hayvanlarına kötü muamele edilmemesini istiyor.

KFC adına yapılan açıklamada ise, tavuk ürünlerinin tamamının 2001 yılından beri Banvit firmasından sağlandığı belirtildi ve "Banvit, KFC Türkiye restoranları için kontrollü ve anlaşmalı çiftliklerde yetiştirdiği tavukları AB standartlarında tüketime sunmaktadır" denildi.

Radikal - 30.04.2005

 

FOK KATLİAMINA KINAMA

Kınıyoruz ve sizleri de kınamaya davet ediyoruz!

29 Mart 2005 tarihinde, sözde ekolojik düzeni koruma adına, ‘Av Turizmi’ adı altında Kanada Hükümeti’nin izni ile başlayan ‘Fok Avı Turizmini’ kınıyoruz.

29 Mart - 04 Nisan tarihleri arasında gerçekleşen katliamın ilk bölümünde öldürülen, çoğu 12 günlükten daha küçük fokların sayısı 100 binlere ulaşmıştır. 12 Nisan 2005 tarihinde ikinci bölümüne hazırlanan, 320 gemi ile Newfoundland bölgesine giden binlerce sözde ‘avcı’ sayesinde, Kanadalı yetkililer tarafından belirlenen 350 bin fok kürkü kotasına ulaşılması sadece birkaç gün sürecektir.

Bu kota, kanun dışı yapılan avlanma, kürkü zarar gördüğü için öldürülüp bırakılan ya da sadece organları için avlanan ‘kayıp’ fokları ve daha da acısı yavrusunu korumak isterken öldürülen anne fokları kapsamamaktadır. 12 Nisan 2005 tarihinde başlayacak ve birkaç gün içerisinde son bulacak olan bu katliam sonucunda 2003-2005 yılları arasında yok edilen fokların sayısı 975 bini bulacaktır.

Dünya’da büyük tepkilere yol açmış olan bu vahşette, daha yaşını doldurmamış hatta birkaç günlük yaşamları varken, kafalarına sopa, çekiç ya da buz kıran ‘hakapik’lerle vurularak önce sersemletilen ve ‘kürkleri zarar görmesin’ diye daha ölmeden, canlı canlı derileri yüzülen bebek foklar için tüm Türk Milleti’ni bu katliamı KINAMAYA davet ediyoruz...

Tüm bu katliamı kınayanlar sağduyu sahibi ‘Dostlar’ adına

Foklar.gen.tr Yönetimi


ANTALYA'DA HAYVAN KATLİAMI

Antalya’nın Mahmutlar beldesinde çok sayıda kedi ve köpek itlaf edildi. Zehirlenerek öldürülen hayvanlar arasında sahipli köpekler de var. Hayvan sahipleri ölümlerden belediyeyi sorumlu tutuyor. Belde Belediye Başkanı ise iddiaları yalanlayarak bu olayla ilgileri olmadığını söyledi. 

Antalya Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada, Alanya Kaymakamlığı’na yapılan bir ihbar sonucu Mahmutlar beldesinde bazı kedi ve köpeklerin bilinmeyen bir nedenle zehirlendiklerinin belirlendiği ifade edildi. Açıklamada ayrıca Valiliğin konuyla ilgili soruşturma başlattığı belirtildi. Mahmutlar beldesindeki hayvan ölümlerinin çevre ve laboratuvar incelemeleriyle mahalli araştırmalara da başlandı. Mahmutlar beldesindeki olayın kabul edilemez olduğunu vurgulayan Antalya Valiliği sorumlular hakkında kanuni işlemlerin yapılacağını açıkladı.

NTVMSNBC - 02.04.2005

 

KANADA'DA FOK KATLİAMI BAŞLADI: BİR GÜNDE 15 BİN FOK ÖLDÜRÜLDÜ

Dünyanın en barbar avında bir günde 15 bin fok öldürüldü. Kanada’da sezon boyunca öldürülen fok sayısı 320 bini bulacak. Foklar, Avrupalı kadınların kürk hevesi uğruna can veriyor. 

Newfoundland buzullarındaki Prince Edwards Adası’na 70 tekneyle çıkan yüzlerce avcı, önceki gün sabah 50 yılın en büyük fok katliamını başlatırken uluslararası hayvan hakları örgütleri bölgeye gözlemci gönderdiler. IFAW grubunun gözlemcisi Phyllis Campbell-McCrae, ‘Manzara korkunçtu. Kafalarına sopayla vuruyorlar ve can vermesini beklemeden karnından keserek derilerini yüzüyorlardı. Kan gölü içinde yürüyorduk’ dedi. 

İnternet’te www.protectseals.org sitesinde başlatılan kampanyayla Kanada’daki fok katliamını kınayan hayvan severler, Kanada’da üretilen deniz ürünlerine ambargo uygulanması çağrısında bulundular. Kanada’da iki gündür süren avda 30 bin 800 fokun öldürüldüğü bildirildi. Hayvanseverler, "Eğer fok katliamını durdurmazsanız, artık deniz ürünlerinizi almayacağız" sloganıyla yürüttükleri kampanyayla, Kanada Hükümetini fok avını yasaklamaya çağırdılar. Fok katliamına karşı mücadele edenler arasına bir de Türk internet sitesi katıldı. www.foklar.gen.tr adresindeki sitede ‘Bu katliamı durduralım’ çağrısı yapılıyor. Sitede, Kanada hükümetinin fokların ekosistem amacıyla öldürüldüğü iddialarını çürüten bilgiler veriliyor.

01.04.2005 - Hürriyet

 

KÜRKÜ ÖZENDİREN HABERLERE KINAMA

Kürk giymek asillik midir? Bize göre değildir. Dilbilim konusunda Türkiye'deki en güvenilir kaynak olan Türk Dil Kurumu sözlüğünde "asalet" sözcüğünün 3 tanımı var:

1 . Soyluluk.

2 . Bir görevi yüklenmiş olan, o görevin sahibi olan kimse, asillik, vekillik karşıtı.

3 . Yazıda veya sözde bayağı söz ve deyim bulunmaması durumu.

"Asillik" sözcüğü ise isimdir ve Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde 2 tanımı var:

1. Asil olma durumu, asalet.

2. Soylu olma durumu, soyluluk.

Türk Dil Kurumu'nun "asalet" tanımlamasında görüldüğü üzere "Kürk giyme zorunluluğu gerekir" diye bir ibare yok. Böylece en azından dilbilim açısından Cosmopolitan dergisinin, "Asilliği ve zarafeti yansıtan kürk davetlerde kadınların ayrılmaz bir parçası. Ünlüler  kürkleriyle oldukça şık görünüyorlar," tezini çürütmüş bulunuyoruz.

Olaya insani ve etik değerler açısından baktığımızda ise kürk endüstrisinin katillerince kullanılan vahşi yöntemler sonucu doğada azalan, yok olan canlı türleri dikkatimizi çekiyor. Kaplanlar, dev domuz burunlu kaplumbağalar, Asya filleri, beyaz köpekbalıkları, yunuslar ve İskandinav Kurtları, Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın hazırladığı “nesilleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan canlılar” listesindeki on canlıdan bazıları... İsimleri ve yaşadıkları coğrafyalar farklı olsa da, sayılarının giderek azalmasına yol açan sebepler aynı. Derileri, kemikleri, dişleri ve yüzgeçlerinin dünya pazarında satılması, yaşadıkları çevrelerin yine ticari kaygılarla talan edilmesi, söz konusu canlıların yaşamlarını tehlikeye sokuyor.

(...)

Sonuç olarak Kürke Hayır tarafından yayınlanmış Basın Açıklaması'nda belirttiğimiz gibi "Yayıncı kuruluşlar, [yukarıda] açıklamaya çalıştığımız noktalara dikkat ederek kamoyunu bilgilendirmeli ve yayınlarında canlı yaşamına kasteden uygulamalara yer vermemelidir," görüşünü gözardı ederek kürkün asil olduğunu iddia eden Cosmopolitan dergisini kınıyoruz.

Kürke Hayır Basın Bildirisi (pdf dosyası)

 

PANDALAR AÇLIK TEHDİDİ ALTINDA

Çin’in kuzeybatısındaki Gansu eyaletinde bulunan 102 pandanın yaşadığı Baishuijiang doğa koruma bölgesi yetkilileri, çiçek açan bambuları yemeyen pandaların beslenmesi için kurtarma planı hazırladılar. Pandalar için izleme sistemi oluşturuldu. Bambular çiçek açtıktan sonra tohum verme ve ölme sürecine giriyorlar. Pandalar beslenme ihtiyaçlarının tamamına yakınını bambu yiyerek karşılıyorlar. Çiçek açan ve sonra ölen bambuların bulunduğu alanın tekrar pandaların beslenme yeri olması için 10 yıl gerekiyor. Ancak bu süreç her yerde aynı anda yaşanmıyor.

Çin’deki yaklaşık 544 bin hektarlık doğa koruma bölgesinin, yaklaşık 17 bin 300 hektarlık bölümünde bambular çiçek açtı. Yeni Çin Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre, Bikou ve Rangshuihe bölgelerindeki doğrudan tehdit altında bulunan 22 panda yeni bir yere nakledilecekler. Öte yandan bu bölgelerdeki köylülere yiyecek aramak için topraklarına giren pandaları kovmamaları ve onlara zarar vermemeleri uyarısı yapıldı. 

1980’lerde bambuların çiçek açması nedeniyle 250 kadar panda ölmüştü. Çin’de halen 1590 kadar panda yaşıyor.

NTVMSNBC - 28.03.2005

 

TÜRKİYE AVRUPA'NIN KUŞ CENNETİ

Doğa Derneği’nden alınan bilgiye göre, Derneğin girişimleriyle Türkiye’nin son 10 yıllık kuş verileri “Avrupa’nın Kuşları Raporu 2004”te yer aldı. Bu raporda ilk kez Türkiye dahil tüm Avrupa ülkelerinin kuş verileri bir araya getirildi. Rapora göre, 319 tür ile Avrupa ülkeleri içinde en çok kuş türüne sahip ülke sıralamasında Türkiye birinci oldu. Türkiye’deki kuş popülasyonunun yüzde 53.6’sı geçen 10 yılda ciddi oranda azaldı. Bu azalış, Türkiye’yi kuş sayısındaki azalış görülen ülkeler sıralamasında ilk sıraya getirdi. Kuşların en iyi korunduğu ülke ise İngiltere. İngiltere’de son 10 yılda kuşların yüzde 37,6’sının nüfusu arttı. Doğadaki değişimleri kuşlar aracılığıyla anlatan raporda, yabani kuş türlerinin koruma durumları ile ilgili ayrıntılı bilgi ve değerlendirmelere yer verildi. Toplam 14 bin verinin derlendiği rapor, Avrupa’daki her iki kuş türünün yaklaşık birisinin neslinin tehlike altında olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin kuşları hakkında da önemli bilgilerin ortaya konulduğu rapora göre, Avrupa’daki 556 kuş türünden 226’sının nesli tehlike altında ve bu türlerin 148’i Türkiye’de de yaşıyor.

Öte yandan Avrupa sınırları içerisinde sadece Türkiye’de üreyen 32 kuş türü bulunuyor. Bu durum, Türkiye’yi Avrupa’nın tür çeşitliliğine katkıda bulunan en önemli ülkesi yapıyor. Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken de yaptığı yazılı açıklamada, kuşların sağlıklı bir dünyanın en güzel göstergelerinden olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: “Bu rapor kuşların olduğu kadar tüm Türkiye doğasının son 10 yılda yaşadığı aşınmayı belgeliyor. Doğa Derneği’nin çalışmaları sayesinde Avrupa’da kazandığımız bu iki birincilik, bize hem doğamızın ne kadar zengin olduğunu, hem de bu zenginliği yaşatabilmek için kaybedecek zamanımız kalmadığını hatırlatıyor. Türkiye’nin üzerine düşen bu görev ise ancak devlet kuruluşları, akademisyenler, özel sektör, medya ve sivil toplum arasındaki mutlak işbirliği sayesinde yerine getirilebilir.”

NTVMSNBC - 15.03.2005

www.dogadernegi.org

 

HAYVAN DENEYLERİ İNSAN SAĞLIĞINI DA TEHLİKEYE ATIYOR

British Union for the Abolition of Vivisection başkanı Adolfo Sansolini, The Herald'a yaptığı açıklamada hayvanlar üzerinde yapılan deney sonuçlarına dayanarak piyasaya sürülen ilaçların insan sağlığını tehlikeye attığını belirtti. AIDS, Alzheimer, kanser gibi hastalıkların tedavisi amacıyla hayvanlar üzerinde sürdürülen araştırmalardan varılan sonuçların güvenilirliğinin tartışmalı olduğunu söyleyen Sansolini, hayvan deneylerinin gelecekte insan hayatını kurtarabilecek tedaviler sağlayacak daha güvenilir yöntemlerin geliştirilmesine de engel olduğuna dikkat çekti: "Bir yandan yanıltıcı sonuçlar veren deneylere dayanarak piyasaya sürülen ilaçların kimi zaman ölüme varan yan etkileri olduğu ortaya çıkarken, diğer yandan insanlarda ciddi yan etkilere yol açmayabilecek ilaçlar da hayvanlarda ortaya çıkan yan etkiler sebebiyle değerlendirilemiyor." 

1968-1993 yılları arasında İngiltere, Fransa, Almanya ve ABD'de hayvan deneyleri sonucunda güvenilir olduklarına karar verilen ve lisans verilen en az 124 ilaç, kullanılmaya başladıktan sonra ortaya çıkan ve bazıları ölümcül olduğu anlaşılan yan etkiler nedeniyle piyasadan çekilmişti. İngiliz tıp dergisi The Lancet'in yaptığı açıklamaya göre, 1999'da Merck tarafından piyasaya sürülen ağrı kesici Vioxx adlı ilaç nedeniyle sadece ABD'de 140 000 kişinin ciddi kalp-damar rahatsızlıklarına yakalanmış olabileceği tahmin ediliyor. 

The Herald- 02.02.2005

 

NÜKLEER LOBİ KAPIDA, SAKIN AÇMA!

Hükümetin nükleer santralleri yeniden gündeme getirmesiyle birlikte, geçmişte Nükleer Karşıtı Platform'u oluşturan kurum ve kişiler yeniden harekete geçme kararı aldı. 8 Aralık 2004'te ilk toplantısını yapan Nükleer Karşıtı Platform, 5 Şubat 2005 tarihinde bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Platform adına yapılan açıklama:

"Türkiye yeni bir nükleer maceraya sürüklenmek üzeredir. Enerji Bakanı Hilmi Güler'in açıklamalarıyla birlikte, hükümetin 2011 yılından itibaren peşpeşe devreye girecek üç nükleer santral yapma girişimi başlatılmıştır. Bilimsel, teknik ve ekonomik gerekçelerle birlikte, dünyada yaşanan deneyimleri dikkate almayan AKP hükümeti, nükleer lobinin baskısıyla ülkemizi uçuruma doğru sürüklemektedir.

Nükleer santrallerin, tüm dünyada getirdiği mali külfetler ve göze alınamaz riskler yüzünden terk edilen bir 'çöp teknoloji' olduğunu ve nükleer lobinin 37 yıldır Türkiye'yi bu batağın içine çekmek için gece gündüz çalıştığını çok iyi biliyoruz. Nükleer santraller, kuruluş maliyetleri en pahalı seçenek olmasının yanı sıra, lisanslama ve yüksek güvenlik giderleri, işletme ömürleri sonunda bırakılan binlerce ton atığın getirdiği mali ve çözümsüz teknik sorunlarla da hedeflenen bütçeleri altüst eden, çok pahalı yatırımlardır.

Ülkemizde kurulması düşünülen toplam 4500 megawattlık (MW) üç santralin maliyeti 15 milyar doları bulurken, 30 yıl sonraki söküm ve depoloma maliyetleri de yine on milyarlarca doları bulacaktır. Nükleer enerji; tüm sanayi alanlarında en pahalı ve en az yerli istihdam yaratan sektörlerden biridir. Ayrıca diğer ülkelerde standart dışı kalan ve pazarı olmayan bu santrallerin ülkemizde kurulması, diğer ülkelerde daha önce ödenen bedelleri halkımızın sırtına yükleyecektir.

Nükleer santrallerin en önemli sorunlarından biri olan radyoaktif atıklar, çözümsüz ve yalnızca bu günü değil, geleceğimizi de tehdit eden en önemli sorunlardan biridir. Henüz dünyanın hiçbir bölgesinde, nükleer atıkların saklanması için lisanslı, son depolama alanı bulunmamaktadır. Bu atıkların getireceği milyarlarca dolarlık ek maliyetler, nükleer taraftarlarınca hiç dile getirilmemektedir. Sadece Çernobil'de değil, Japonya'da da son 9 yılda meydana gelen kazalar, nükleer santrallerin güvenlik sorununun 'eski teknoloji' masalıyla açıklanamayacağının en açık göstergesidir.

Türkiye'de özellikle son 20 yılda, ülke çıkarları doğrultusunda enerji sektörü karar-destek sistemleri oluşturulmayarak, rant üzerine kurulu kısa vadeli enerji yatırımları desteklenerek, büyük potansiyeli olan rüzgar, jeotermal, biyokütle ve güneş gibi yenilenebilir ve temiz enerji seçenekleri görmezden gelinmiştir.

Üretim ve tüketimde enerjinin etkin kullanılması ile yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesi, uzun vadeli stratejik enerji planlarının hazırlanması ve çevresel güvenliğin tehdit edilmemesi öncelikle dikkate alınmalıdır."

Greenpeace Türkiye - 05.02.2005

 

KÜRKE HAYIR!

Her yıl milyonlarca hayvan kürkleri için akıl almaz yöntemlerle öldürülmekte, boşalan kafeslerini yeni milyonlarca talihsiz türdeşleri doldurmaktadır. İlkelliği moda diye önümüze süren katiller, üzerlerine postunu geçirmek için katlettikleri hayvanların da kendileri gibi yavruları olan, yaşamak ve türünü devam ettirmek için uğraşan canlılar olduğunu görmezlikten gelmektedirler. Talebin büyüklüğü ise katillerin iştahını arttırmakta ve yeni katillerin piyasaya kazandırılmasına yardımcı olmaktadır. 

www.kurkehayir.com

 

BELEDİYE İTLAF EKİPLERİ VATANDAŞI VURDU

Elazığ'da sokak köpeklerini öldüren belediye ekipleri bir yurttaşı tüfekle vurarak yaraladı. İtlaf ekibiyle çıkan tartışmada vurulan Zülküf Biçer adlı yurttaş hastaneye kaldırıldı. Valilik, olayla ilgili tahkikatın sürdüğünü bildirdi.

ANKA'nın edindiği bilgiye göre, olay Elazığ'ın Kovancılar ilçesinde gerçekleşti. Zülküf Biçer'in yeğeni Ekrem Biçer'in verdiği bilgiye göre, olay köpekleri kovalayan ekibe Zülküf Biçer'in müdahalesiyle başladı. Ekrem Biçer, ekibin olaydan dört gün önce Zülküf Biçer'in köpeğini vurarak öldürdüğünü söyledi. Yeğen Biçer, yine köpek itlafına çıkan ekibin, Zülküf Biçer'in diğer köpeğini kovaladığını, olayı gören Biçer'in uyarısı üzerine sinirlenen ekip üyelerinden V.S'nin, Zülküf Biçer'i 10 metre uzaklaşmasından sonra vurduğunu iddia etti. Ekrem Biçer, amcasının dört gün Elazığ Devlet Hastanesi'nde kaldığını ve yapılan ameliyatta vücudundan 9 saçma parçasının çıkarıldığını bildirdi. Biçer, şu anda evinde dinlenen Zülküf Biçer'in bacağına platin takıldığını da söyledi. Belediye ekiplerinin öldürülen köpek başına 15 milyon lira aldığını, bu yüzden de evcil köpekler de dahil olmak üzere bütün köpeklerin peşine düştüğünü öne süren Biçer, Zülküf Biçer'in vurulduğu gün ilçede 100'den fazla köpeğin öldürüldüğünü kaydetti.

Elazığ Valiliği yetkilileri, Kovancılar ilçesinde yaşanan olayı doğrulandı. Olayla ilgili tahkikatın sürdğünü bildiren yetkililer, ilçede yaşanan olayın üzücü olduğunu ifade ettiler.

Milliyet Gazetesi - 19.01.05

 

İVHO'DAN "MOBİL KLİNİK" AÇIKLAMASI

KAMUOYUNA

Son günlerde çeşitli yayın organlarında yer alan Fethiye Hayvan Dostları Derneği'nin hayvanlara yönelik faaliyetleri ile ilgili olarak aşağıdaki hususların kamuoyuna açıklanması gereği ortaya çıkmıştır.

Odamız Derneğin uyguladığını iddia ettiği kısırlaştırma yöntemini onaylamamıştır! Bu konuda Derneğin Odamızdan herhangi bir talebi olmamıştır, Anayasa gereğince Kamu Kurumu niteliğinde bir meslek örgütü olan Odamız, yasaların gereği gibi uygulanmasını temin etmekle görevlidir.

Dernek İstanbul'daki faaliyetiyle ilgili olarak İstanbul Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu ile görüşmüştür. Dernek yöneticilerinin Odamız ile görüşme istekleri üzerine, Odamız merkezinde yapılan görüşmede Dernek Temsilcileri; Oda ile ortak çalışma yapmak istediklerini ifade etmişlerdir. Oda Yönetimi yürürlükteki mevzuata, bilimsel standart veteriner hekimlik uygulamalarına, veteriner hekimlik meslek etiği kurallarına uymayan, uygulama yöntem ve durumları dolayısıyla, söz konusu dernekle görüş birliği sağlanamadığından, Yönetim Kurulunca ortak çalışma yapılmaması kararına varılmıştır.

Oda Yönetimince görevlendirilen Komisyon; mobil araçta yapılan uygulamaları gözlemek üzere ziyaret etmiştir. Dernek İstanbul'da mobil araçta hayvan kısırlaştırmaya başladıktan sonra Odamıza yapılan sözlü ve yazılı şikayetler ile mobil klinikte ameliyat edilen hayvanların post operatif şikayetleri ile ilgili olarak klinisyen veteriner hekimlere yapılan başvurular sonrasında; 25.11.2004 tarihinde, Yönetim kurulumuzca klinik veteriner hekimliği konusunda deneyimli meslektaşlarımızdan oluşturulan komisyon, araçta yapılan çalışmaları yerinde görerek, burada çalışan veteriner hekimlerden bilgi almış ve konu ile ilgili olarak düzenlediği raporu Yönetim Kurulumuza sunmuştur. Raporda hayvan ve insan sağlığını riske eden mevzuata aykırı uygulamaların yapıldığı, bilimsel veteriner hekimlik uygulamalarının dışına çıkıldığı, yetkisiz ve bilgisiz insanların veteriner hekimlik uygulama alanlarına sokulduğu, hastalara gerekli özenin gösterilmediği,  gibi birçok olumsuzluk tespit edilmiştir.

Odamızca, Dernek faaliyetleri hakkında yasal işlem başlatılmıştır. Gerek yazılı, gerek elektronik ortamlarda yapılan yayınlardan elde edilen bilgiler ile Komisyon raporundaki bilgiler doğrultusunda, Oda Yönetim Kurulumuzca; 6343 sayılı yasa hükümlerine ve veteriner hekimlik meslek etiği kurallarına  aykırı davranışlar için soruşturma başlatılmıştır.

Ayrıca Odamız; Derneğin, yürürlükteki “Veteriner Hekim Muayenehane ve Poliklinik Yönetmeliği”ne aykırı olarak operasyon için asgari fiziksel ve hijyen koşullarına sahip olmayan mobil araçta hayvanların kısırlaştırılmasının önlenmesi, Hayvanları Koruma Kanununa aykırı olarak, ileri derecede gebe hayvanların kısırlaştırılmasının engellenmesi ve operasyon sonrası gerekli bakımları yapılmadan hayvanların sokağa salınarak acı çekmelerinin önlenmesi için İstanbul Valiliğine resmi başvuru yapmıştır.

Ülkemizde Veteriner Hekimlik eğitimi; dernekler veya Perihan AGNELLİ’nin ifadesiyle yurt dışından getirilen veterinerler tarafından değil, Veteriner Fakülteleri ve yetkili eğitim kurumlarınca verilmektedir. Odamız Fethiye Hayvan Dostları Derneğinin ilimizdeki faaliyetlerini takip ederek, yasal ve etik olmayan uygulamaları hakkında gerekli girişimleri yapmaya devam edecektir.

İstanbul Veteriner Hekimler Odası olarak; hekimliğimizin temellerinde yer alan hayvanların yaşam hakkına saygı ve ayrım gözetmeksizin yardım ilkesinde bütünleşen sahipsiz hayvanlara acı ve eziyet çektirecek her tür mevzuata aykırı uygulamanın karşısında olacağımızı ve bunlarla mücadele edeceğimiz özellikle bildiririz.

Kamuoyunun bilgisine sunulur.

 

                                                                     Türk Veteriner Hekimler Birliği

                                                       İstanbul Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu

http://www.ist-vho.org.tr/kamuoyu_fhdd.htm

 

 

İVHO'DAN İSTANBUL ÇEVRE VE ORMAN İL MÜDÜRLÜĞÜ'NE YAPILAN BAŞVURU

Konu : Hayvanlara eziyet edilmesi

  

İSTANBUL VALİLİĞİNE

(Çevre ve Orman İl Müdürlüğü)

 

T.B.M.M. tarafından 24.06.2004 tarihinde kabul edilen 5199 sayılı Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır. Ancak son günlerde ilimizde faaliyet gösteren Fethiye Hayvan Dostları Derneğine ait araçta kısırlaştırılan sahipsiz hayvanlar; kısırlaştırma operasyonu sonrası bakımları tamamlanmadan sokaklara bırakılan hayvanlar acı, ıstırap ve eziyet çekerek mağdur edilmektedir. Oysa Kanun gereğince, bütün hayvanlar eşit doğar ve sahipsiz hayvanların da, sahipli hayvanlar gibi  yaşamları desteklenmeli, hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır.

5199 sayılı Kanun hükümleri gereğince, sahipsiz hayvanların, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanununda öngörülen durumlar dışında öldürülmeleri yasaktır. Operasyon sonrası bakım ve tedavileri tamamlanmadan sokağa bırakılan hayvanlar dolaylı olarak ölüme terk edilmektedir.

Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek, tıbbî gerekçeler hariç hayvanlara ya da onların ana karnındaki yavrularına veya havyar üretimi hariç yumurtalarına zarar verebilecek sunî müdahaleler yapmak, yabancı maddeler vermek 5199 sayılı yasa ile yasaklanmıştır. Ekteki yayınlardan ileri derecede gebe hayvanların kısırlaştırıldığı, ana karnındaki yavruların kısırlaştırma operasyonları ile öldürüldüğü anlaşılmaktadır. 

İlimizde Fethiye Hayvan Dostları Derneğinin aracında yapılan faaliyetlerin ilgili mevzuat gereğince denetlenmesini ve kısırlaştırılan hayvanların 5199 sayılı kanun hükümlerine uygun olarak korunması için gereğinin yapılmasını arz ederim.

 Prof. Dr. Tahsin YEŞİLDERE

 Başkan

 Yönetim Kurulu Adına

http://www.ist-vho.org.tr/tarim.htm

 

MOBİL KLİNİĞE TEPKİ

Fethiye Hayvan Dostları Derneği İstanbul Şubesi'nin sokak hayvanlarını kısırlaştırdığı "mobil klinik", İstanbul Veteriner Hekimler Odası tarafından kapatılmak isteniyor.

Sokak hayvanlarının kısırlaştırması için bir taraftan resmi kurumlar, bir taraftan da sivil toplum örgütleri bir çok çalışma yürütüyor. Bu konuda en çok adını duyuran projelerden biri de Fethiye Hayvan Dostları Derneği'nin başlattığı mobil klinik uygulaması. Fethiye'de Perihan Agnelli tarafından başlatılan ve başarıyla yürütülen bu proje, bugüne kadar resmi makamlarca da olumlu yaklaşılan bir çalışma oldu. Ancak İstanbul Veteriner Hekimler Odası Başkanı Tahsin Yeşildere, ilk başta kendisinin de destek verdiği bu çalışmanın İstanbul'daki şubesiyle ilgili şikayetlerin giderek arttığını söylüyor: 

"Her gün o kadar çok telefon ve mail geliyor ki. Bunun üzerine yaptığımız denetimde, FHDD tarafından işletilen bu araçta ameliyat alanı olarak kullanılan alanın hijyen şartlarına uygun olmadığı, ameliyatların gazete kağıtları üzerinde yapıldığı, alet sterilizasyonunun gerektiği gibi yapılmadığı, hastaların ameliyat sonrasında tutulduğu kafeslerin hijyenik olmadığı, hastaların ameliyat öncesi muayenelerinin yapılmadığı, ruhsatı olmayan ilaçların kullanıldığı, ileri derecede gebe hayvanların ameliyata alındığı gibi olumsuz şartlar tespit edildi. Soruşturma başlattık."

İVHO olarak mobil klinik uygulamasına sözlü ya da yazılı bir izin vermediklerini belirten Yeşildere: "Biz yasal şartlar yerine geldiği takdirde göz yumabiliriz bu uygulamaya, sonra izleriz, ancak amacı dışına çıkarsa gerekli soruşturmaları başlatırız. Perihan Agnelli aslında çok iyi işler yapıyor. Belki İstanbul'a gelse o yapabilir. Bizim de kampanyamız var. Arkadaşlarımız her ay iki ya da üç sokak hayvanını kısırlaştırıyorlar. Kurallarına uygun olarak."

http://www.sabah.com.tr/cp/yas102-20041225-101.html

 

"İTLAFA HAYIR" İMZA KAMPANYASI

Hayvanları Koruma Yasası'nın yürürlüğe girmesinin ardından, sokak hayvanlarına yönelik "itlaf" (yok etme)uygulamalarının son günlerde gözle görülür bir şekilde artması üzerine, Hayvan Hakları savunucuları "İtlafa Hayır" imza kampanyası başlattılar. Hayvan Hakları savunucuları, geceleri plakası gizlenmiş araçlarla sokaklarda hayvanları zehirleyen ekiplerin dolaştığını belirterek, canlılara saygısı olan herkesi bu kampanyaya katılmaya çağırdılar...

İmza Kampanyası metni şöyle; 

" Avrupa Birliği Uyum Mevzuatı çerçevesinde hazırlanan 5199 sayılı "Hayvanları Koruma Kanunu" çıktıktan sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerince yapılan İTLAF büyük ölçüde artmıştır. Geceleri plakası gizlenmiş araçlarla sokaklarda köpekler zehirlenmekte, bu hayvancıklar saatlerce iç organları kanayarak ızdıraplı bir ölüme mahkum edilmektedirler. İlçe belediyeleri büyükşehir belediyesini suçlarken, büyükşehir belediyesi yetkilileri ise her zaman inkar etmektedirler. Sokaklarda zehirlenemeyenler ise, çoğu hayvanların aç ve susuz, yazın güneşte yanmaya, kışın yağmur ve kar altında kalmaya mahkum edildikleri, adına barınak denen ölüm kamplarına toplanmaktadır. Burada gözlerden uzak bir şekilde SAHİPLENDİRME ve KISIRLAŞTIRIP BIRAKMA adı altında gizli itlaf yapılmaktadır. Ahlaki ve insani olmayan, canlıların yaşam haklarını hiçe sayan,uluslararası sözleşmelere aykırı tutum ve davranış içindeki yerel yönetimler ve belediyeler,bu tavırlarını ısrarla sürdürmektedirler. Bakanlıklarca yayınlanan genelgeler bu katliamı durdurmaya yetmemekte, valilik ve belediyeler tarafından uygulanmamaktadır. Biz gönüllü kişi ve kuruluşlar olarak, katliamın durdurulmasını, 5199 sayılı kanunun uygulanmasını, İçişleri ve Çevre ve Orman Bakanlıklarınca yayınlanan genelgelerin Valililikler ve Belediyeler tarafından uygulanmasının sağlanmasını, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ve ilçe belediyelerinin uyarılmasını talep ediyoruz.

Saygılarımızla."

**Yukarıdaki metne imza atmak isteyenler, "İTLAFA HAYIR" yazarak, Ad / Soyadı, Meslek, ve Şehir bilgilerini içeren iletilerini, internet üzerinden imzaları toplamakta olan Sn.Ebru Elgöç'e (sansito99@yahoo.com) mail atabilirler.

*Kampanya sona ermiştir.

 

TUTSAK FİL PAK BAHADUR İÇİN KAMPANYA

1936 yılında açılan İzmir Fuarı Hayvanat Bahçesi'nde 1954'den beri adeta zorunlu ikamete  mahkum edilmiş bir canlısı var. Adı: Pak Bahadur. İzmir'de yaşamını sürdüren 3 kuşağın tanıdığı Pak Bahadur, geçen uzunca sürede yaşam alanına, ortamına uyum sağlayamadı.  Filin, doğal yaşamına uyumlu bir yere gönderilmesi için İzmir Kordon Çevre ve Kültür Derneği ''Pak Bahadur'a özgürlük'' adı altında bir imza kampanyası başlatıyor. Kampanya, daha sonra çeşitli eylem ve etkinliklerle genişletilecek. Dernek 2. Başkanı Şenol Kaytan, önümüzdeki günlerde bu konuda çalışma başlatacaklarını hayvansever derneklerinden de destek beklediklerini vurguladı. Kaytan, ''En azından yaşam ortamlarına en yakın standartta bir doğal yaşam parkında olması gereken yüzlerce hayvan, küçücük bir kent bahçesi içine hapsedilmiş. Esir kampı örneği hepsi, küçücük alanlarında, sadece nefes alıp verecek bir ortamda bulunuyorlar. Eziyet çekiyorlar, yaşam ortamlarına, hemcinslerine özlem çekiyorlar. Bahadur da, bazen yaşadığı alanı çevreleyen hendeğin üzerindeki çivili demirlere özellikle basıyor, kafasını duvarlara vuruyor. Bahadur'dan sonra diğer hapis hayatı yaşayan hayvanların da özgür ortamlarına kavuşmaları için çalışmalara başlıyoruz'' dedi. Bilindiği üzere, Bahadur 1948 doğumlu bir Asya fili. Ortalama yaşam süresi 60-70 yıl. Yıllardır yanında bir eşi olmadan zorunlu ikametini sürdüren Pak Bahadur, yıllar sonra yanına getirilen fili de kabul etmeyerek dışlamıştı. Çeşme Doğa ve Hayvanseverler ve Koruyanlar Derneği Başkanı Semra Çetinsoy da Bahadur'ın özgürlüğüne kavuşması için zamanın çoktan gelip geçtiğini belirterek, ''bu sadece Bahadur için değil aslında tüm hayvanat bahçelerinin ıslahı için çok önemli bir adım olacaktır''dedi.  Öte yandan, Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu (DYBD) sözcüsü Yalçın Ergündoğan da yaptığı açıklamada, ''İzmir Fuarı Hayvanat Bahçesi'nde 1954 yılından beri çok olumsuz koşullarda bir tutsak yaşamı sürdürmekte olan ve artık oldukça yaşlanmış bulunan ''Pak Bahadur'' adlı filin özgürlüğüne kavuşturulması için İzmir'de açılan kampanyaya destek verdiklerini'' vurguladı.

Birgün - Dünya Yalnız Bizim Değil

www.pakbahadur.com

 

HAYVANLARIN SENDİKASI YOKTUR

6 Kasım Cumartesi günü SKYTURK TV'de yayınlanan bir programa konuk olan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Sn.Asım GÜZELBEY'in yaptığı açıklamalar üzerine, 'Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu(DYBD) bir açıklama yaptı. Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu sözcüsü Yalçın ERGÜNDOĞAN'ın yaptığı açıklama şöyle: "6 Kasım 2004 Cumartesi günü SKYTURK TV'de yayınlanan bir programda faaliyetlerini anlattıktan sonra, programın sonuna doğru, Gaziantep Hayvanat Bahçesi'ndeki kaplan ile ilgili kendisine yöneltilen bir soru üzerine, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Sn.Asım Güzelbey ilginç(!) olduğu kadar, olayın gelişimini izahtan uzak, konuyu saptırmaya yönelik, demagojik yanıtlar vermiştir. TV programında, olaydan sonra hergün kendisini cep telefonundan yüzlerce kişinin aradığını ve "kaplanın akibetini" sorduklarını belirterek, kendisini arayanların tamamına yakınının "kadın" olduğunu manidar bir şekilde vurgulamış, Gaziantep'te aç,yoksul çocuklarla ilgili çeşitli programları ve çalışmaları olduğunu, kendisini arayanların hiç "aç çocuklar" konusuna değinmediklerini belirtmiştir.
"Kaplanın durumu, kaplanın eski bakıcısının neden görev yerinin değiştirildiği, gerekli eğitimi almamış ehil olmayan bir kişinin neden kaplana bakmakla görevlendirildiği, kendisinin sorumluluğu" gibi noktalara ise, hiç değinmemiştir. "Hayvanat Bahçesi müdürünü görevinden aldığını" açıklamakla yetinmiştir.

Kendisine hatırlatmak istiyoruz; "Hayvanların sendikası yoktur". Üzerinde yaşadığı gezegende, doğaya saygılı, sorumluluk bilincine sahip, duyarlı insanların hayvanların haklarını korumaya çalışmalarında, pekçok nedenin yanı sıra sırf bu nedenle bile garipsenecek bir durum yoktur. Hayvan hakları savunucularının tümü insanlara ve insan haklarına zaten saygılıdırlar. Dünyadaki açlığın, adaletsizliğin sorumlusu ise hiç değildirler. Hayvan hakları savunucuları, yaşamını yitiren Mehmet Geçibesler'e de olayın en başında sahip çıkmışlar, ailesine taziye mesajları göndermişler sendikalarına da başvurarak, "yaşamını yitiren Geçibesler için neler yaptıklarını" da sormuşlardır. Hayvan hakları savunucuları, yaşamın daha eşit ve adil paylaşılmasının yolunun, tüm canlıların, doğanın ve çevrenin bütünlük içinde korunmasından geçtiğini, bir parçası olduğumuz biyosferin ise bir bütün olduğunu asla unutmamaktadırlar…

Öte yandan, sizi arayanların çoğunluğunun "kadın" olması, kadınların sosyal yaşama katılımları, hak arama mücadeleleri içine girmiş olmaları, duyarlılıklarının yoğun olması gibi sayısız nedenlerle çok olumlu, umut verici bir gelişme ve durumdur. Sizin açıklama üslubunuzdaki gibi "hafife alınacak", ya da erkek egemen toplumdan aldığınız cesaretle elinizin tersiyle "evlere kapatacağınız" birer nesne olmaktan çıkmaktadırlar. Biz DYBD platformu olarak, TV'de yaptığınız açıklamaları doyurucu olmaktan uzak, sorumlukluktan kaçan, demagoji yüklü talihsiz açıklamalar olarak görüyor ve sizi protesto ediyor, kaplan'ın akibetini sormayı sürdüreceğimizi bildiriyoruz..."

Birgün - Dünya Yalnız Bizim Değil

 

PETA'DAN TÜRKİYE'DE AT KURTARMA PROGRAMI

PETA'nın öncülüğünde Antalya'da yürütülen ve ağır koşullarda çalıştırılan, bakımsızlıktan ve hastalıktan ölümün eşiğine gelmiş atları kurtarmaya yönelik pilot program sonuçlandırıldı. Formula 1 pilotu Michael Schumacher'in eşi Corinna Schumacher'in sponsorluğunda Ağustos 2004'te başlatılan program çerçevesinde atların sahipleri olan köylülere atları karşılığında birer kamyonet verildi ve bundan sonra bu gibi işlerde hayvan çalıştırmayacaklarına dair bir anlaşma imzalandı. 

Anlaşmanın ardından kamyonetleri teslim alan köylülerin at arabaları imha edilirken, kurtarılan atlar tedavi edilmek ve bundan sonraki hayatlarını geçirmek üzere bir rehabilitasyon merkezine götürüldü. Ne yazık ki hastalıkları tedaviye yanıt vermeyecek derecede ilerlemiş olan iki ata ötenazi uygulandı. Diğer atlar taylarıyla birlikte rehabilitasyon merkezindeki yeni yaşamlarına başladılar. 

http://www.peta.org/feat/turkishhorses/

Fotoğraflar için: http://www.peta.org/feat/turkishhorses/photos.asp

PETA

 

AIDS KEDİLERİ DE TEHDİT EDİYOR

AIDS şimdi kedilerde de ölümcül sonuçlara yol açıyor. Tıpkı insanlardaki gibi bağışıklık sistemini çökerten kedi AIDS'i, FIV (Feline Immunodeficiency Virus) adını taşıyan bir virüsten kaynaklanıyor.

Cinsel yolla ya da ısırma yoluyla bulaşan FIV, kedilerin bağışıklık sistemini yok edip, çeşitli enfeksiyon hastalıklarına yakalanarak ölmelerine neden oluyor. Pek bilinmeyen bu hastalık özellikle sokak kedileri arasında giderek yayılıyor. Eğer kediniz sık sık sokağa çıkıyor ve diğer kedilerle temasta bulunuyorsa bu hastalığa karşı dikkatli olmakta fayda var. Bir kedisini bu hastalık nedeniyle kaybeden Funda Kaya, geriye kalan hasta kedilerini yaşatmak için yoğun bir mücadele veriyor. Küçükyalı'daki evinde 30'a yakın kedi besleyen Funda Hanım yaklaşık iki ay kadar önce yavru kedilerinden birinin ani ölümüyle sarsılmış. Evde baktıkları diğer kedileri düşünerek bu ani ölümün sebebini bulmak için otopsi yaptırmışlar. Otopsi sonucunda küçük Fincan'ın viral bir hastalık sonucu ciğerlerinde ödem oluştuğunu ve solunum yetmezliğinden öldüğü anlaşılmış. Ardından 5 aylık Efe de aynı belirtileri göstermeye başlamış; halsizlik, yemek yememe ve ilgisizlik. Veterinerleri viral hastalık olduğunu, kurtulma şansının çok az olduğunu bu yüzden de serum vererek sadece ölmesini geciktirdiklerini söylemiş. Daha sonra bununla yetinmeyip Efe'yi tam teşekküllü bir hayvan hastanesi olan Anatolia'ya götürdüklerini söylüyor Funda Kaya: "Orada yapılan tetkiklerde oğlumuzda FIV virüsüne rastlandı. FIV, yani kedi AIDS'i. Ölümcül bir hastalıktı. Ama halen bu virüsle yaşamakta olan kediler de vardı. Biz de hemen tedaviye başladık. Günde 2 defa damardan serum veriliyor. Anatolia'daki doktorumuz evdeki diğer kedilerin de bu virüsü kapmış olabileceklerini, bu sebepten aynı tedavinin onlara da uygulanması gerektiğini söyledi."

Efe'nin ağır geçen hastalığıyla uğraşırken diğer kedilerin sağlık durumlarıyla ilgili her an teyakkuzda olmaya başlamışlar. Nitekim birkaç gün sonra Miço da hastalanmış. Bunun üzerine maddi şartlar Kaya ailesi için giderek zorlaşmış: "Bu tedavi masrafının altından tek başımıza kalkmamız imkansızdı. Kullanılan ilaçlar arasındaki Immuneks 19,5 milyon lira ve içinde 40 kapsül var. Kaba bir hesapla bize ayda 17 kutu Immunex lazım. Sağolsun kedigen.com'dan dostlarımız ilaç, mama, para yollayarak ellerinden geleni yaptılar. Anatolia'da muayene ücreti almıyorlar. Herkes destek veriyor. Efe ve Miço şu anda çok iyiler. Diğer kediler zaten hiç hastalanmadı. Bunda tabii ki erken teşhisin ve tedavinin rolü çok büyük. Onların tedavisine çok erken başladık ve de bünyelerini çok kuvvetlendirdik. Daha çok desteğe ihtiyacımız var." Bu hayvanların tedavilerine katkıda bulunmak isterseniz, kuru mama, ilaç ya da maddi yardımlarınızı ulaştırabilirsiniz. 

İLETİŞİM İÇİN: 0 544 256 09 30 aslic@atlantikdnz.com

Sabah Gazetesi - 30.10.2004

 

FARE İSTİLASINA KARŞI KEDİLERLE MÜCADELE UMUDU YETERLİ SAYIDA KEDİ BULUNAMADIĞI İÇİN SUYA DÜŞTÜ

Meksika'nın Chihuahua eyaletine bağlı Atascaderos'ta yaşanan fare istilasına karşı kedilerle mücadele umudu suya düştü. Kasabalıların başvurduğu zehirleme, kapan gibi yöntemlerin farelerin doğal avcıları olan diğer yabani hayvanları öldürerek fare nüfusunun daha da hızlı artmasına yol açtığı anlaşıldığında kasabaya yedi yüz kedi getirilmesine karar verilmiş, bu amaçla gazetelere ilan verilmiş ve hayvan koruma dernekleriyle temas kurulmuştu.

Kedi bağışı çağrıları yapıldığında Animal Protection Society üyesi Emilia de Leon, gönderilen kedilerin tamamı kısırlaştırılmış olmayacağı için kasabada bu kez de kedi nüfusunun hızla artacağını düşündüklerini belirtmişti. İki aylık bağış çağrılarının sonucunda yalnızca 50 kedi bulunabildiği ve kasabaya getirilen kedilerin büyük bir kısmı alışkın olmadıkları zorlu yaşam koşulları nedeniyle hayatlarını kaybettiği için Chihuahua'daki fare istilası tüm hızıyla sürüyor. Uzmanlar kasabada yaklaşık 250 000 fare bulunduğunu tahmin ediyor.  

BBC News - 29.10.2004

http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/americas/3965591.stm

http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/americas/3699342.stm

 

GREENPEACE TÜRKİYE: İSPANYOL TOKSİK ATIKLARI GİDİYOR, SIRA İTALYA'DA

Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Greenpeace'e, Çevre Bakanlığı'nın 18 Ekim'de yaptığı basın açıklamasına ek olarak, atığın sahibi LaFarge firmasının atığın çıkarılması masrafı olan tahmini 1.5-1.8 milyon doları ödemeyi kabul ettiğini bildirdi.

Greenpeace, hükümetleri yasadışı toksik atık ticareti olaylarının M/V Ulla örneğindeki gibi bir felakete dönüşmeden önlenebilmesi için gerekli tüm önlemleri almaya çağırıyor. M/V Ulla, Türkiye karasularına dört buçuk yıl önce girdi. Gemi, LaFarge-Asland adlı firmaya ait olan, 220o ton uçucu kül taşıyordu. Toksik atık ticaretinin gerek ulusal, gerek uluslararası yasalarca yasaklanmış olması nedeniyle, gemi, 2000 yazında Greenpeace'in İspanya'nın atığı geri alması için yaptığı bir eylemin ardından mühürlendi. Greenpeace, aynı yılın Ekim ayında bu kez İspanya Büyükelçiliği'nin önünde bir eylem yaparak İspanya'nın atığı geri alması istemini yineledi. Bunun ardından, İspanya atık üzerindeki sorumluluğunu 2002'de kabul etti.

Greenpeace Akdeniz Toksik Maddeler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, "Türkiye ve İspanya'nın bir anlaşmaya varmış olduğunu duymaktan mutluyuz. Umarız M/V Ulla'daki toksik atık, hızlı ve güvenli bir biçimde çıkarılır ve geri gönderilir," dedi.

Greenpeace Türkiye - 22.10.2004

 

PETA, IAMS’IN KEDİ VE KÖPEKLER ÜZERİNDE YAPTIĞI DENEYLERİ PROTESTO EDİYOR

PETA'nın Procter&Gamble'ın bir kolu olan kedi ve köpek maması üreticisi Iams'a karşı başlattığı kampanya sürüyor. 2003 yılının Nisan ayında PETA, IAMS laboratuvarlarında gizlice çekilen ve laboratuvar deneylerinde kullanılan hayvanların içler acısı durumunu gözler önüne seren videonun ardından Iams'ın bu uygulamalara acilen son vermesi talebinde bulunmuş, 2003 yılı Haziran ayında ise Iams’ın web sitesinde araştırmalarda kullanılan kedi ve köpeklerin gördüğü muameleye ilişkin yanıltıcı bilgi verdiği gerekçesiyle Iams ve Procter & Gamble hakkında Federal Ticaret Komisyonu’na şikayet başvurusunda bulunmuştu.  

www.peta.org

http://www.iamscruelty.com

 

4 EKİM DÜNYA HAYVAN HAKLARI GÜNÜ

Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi, 15 Ekim 1978'de Paris UNESCO evinde ilan edildi. 1931 yılından bu yana her yıl 4 Ekim günü Dünya Hayvan Hakları Günü olarak kabul ediliyor. Ülkemizde de Hayvan Hakları Günü çeşitli hayvan koruma derneklerinin sahiplendirme, kermes gibi etkinlikleriyle kutlanacak.

 

HAYVANLARA PASAPORT ZORUNLULUĞU GELİYOR

AB'de hayvanlara pasaport zorunluluğu 1 Ekim'de başlıyor. AB Komisyonu, sahipleriyle birlikte yolculuk yapacak evcil hayvanlara tek tip pasaport verildiğini, bu belgede kuduz aşısı kanıtının da yer alması gerektiğini belirtiyor. Pasaportlarda hayvanların sağlık durumuna ilişkin çeşitli bilgilerin de yer alacağı belirtildi.

AB üyesi ülkelerde yolculuk yapacak evcil hayvanlara pasaport mecburiyeti, 1 Ekim'de uygulamaya sokuluyor.AB Komisyonu'nun sağlıktan sorumlu üyesi David Byrne, evcil hayvanlara tek tip pasaport uygulaması hazırlıklarının 25 üye ülkede tamamlandığını bildirdi.
AB ülkelerindeki evcil hayvanlara pasaportlar veterinerler tarafından veriliyor. Üye ülkeler, 8 yıl içinde her evcil hayvana mikroelektronik kimlik plakası takılmasını ve bu plakaların pasaportlarla bağlantılı olmasını sağlayacak. İngiltere, İrlanda ve Malta daha katı kurallar uyguluyor ve mikroelektronik kimlik plakaları ile hayvanların pasaporttaki kimliklerinin kanıtlanmasını şimdiden şart koşuyor.

AB dışı ülkelerden AB'ye gelecek evcil hayvanların kuduz aşısı belgesi taşıması gerekiyor. İngiltere, İrlanda, İsveç ve Malta, AB dışından gelecek hayvanlara daha katı koşullar ve karantina süreci uyguluyor.

sesonline.net - 29.09.2004

 

GREENPEACE TÜRKİYE, ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI'NIN ÖNÜNDE EYLEM YAPTI

Greenpeace eylemcileri Ankara'daki Çevre ve Orman Bakanlığı'nın girişini "Bakan bekliyor, MV Ulla zehirliyor!" yazan bir pankartla bloke ettiler. Eylemciler ayrıca batık MV Ulla'nın 14 Eylül 2004'te Greenpeace dalgıçları tarafından çekilen sualtı fotoğraflarını da ellerinde tutarak Bakan Osman Pepe'yi acil önlemleri hayata geçirmeye çağırdı.

Greenpeace, Bakan'ı acil eylem planı hakkında net bir açıklama yapmaya ve İskenderun'daki batık MV Ulla gemisinden kaynaklanan büyük çevresel kirlilik riskini durdurmaya çağırıyor. Greenpeace Akdeniz Toksik Maddeler Kampanya Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, "Çevre Bakanı, MV Ulla'daki atıkların temizlenmesi için hemen harekete geçilmediği takdirde bu atıkların Akdeniz'i kirletebileceği yönündeki uyarılara kulaklarını tıkıyor. Bakan, iki haftadır halkı yanlış yönde bilgilendirmek yerine bu atığı çıkarma çalışmalarına çoktan başlamış olmalıydı," dedi. 

Greenpeace Türkiye - 20. 09. 2004

MANİSA'DA KÖPEK KATLİAMI

Manisa Kenan Evren Sanayi Sitesi'nde barınan ve buradaki işyerlerine bekçilik yapan çok sayıda köpek, zehirlenerek öldürülmüş halde bulundu. Edinilen bilgilere göre sanayi sitesi esnafı sabah erken saatlerde işyerlerini açmak için siteye geldiğinde köpek cesetleriyle karşılaştı. Esnaf ayrıca, bazı köpeklerin de can çekiştiğine şahit oldu. Köpek leşlerinin bir kısmının işyerlerinin önlerine, bir kısmının da çevredeki çöp konteynırlarının yanlarına bırakılmış olduğu görüldü. Gördükleri tüyler ürpertici manzara karşısında adeta şok geçiren sanayi sitesinden bazı hayvanseverler, olayı vahşet olarak yorumlarken, can çekişen bazı köpeklere su vererek iyileştirme çabaları sonuç vermedi. Can çekişen köpekler de kısa bir süre sonra öldü.

Bazı esnaflar köpeklerin Belediye Veteriner İşleri'ne bağlı itlaf ekiplerince zehirlendiğini öne sürerlerken, konuyla ilgili açıklama yapan Veteriner İşleri Müdürü Veteriner Hekim Sait Arslan, ''Bu köpekleri kesinlikle bizim ekiplerimiz zehirlemedi. Üstelik bizim yöntemimiz; iğne ile uyutup, daha sonra da onları kamyonetlerle Akpınar Hayvanat Bahçesi'ndeki köpek barınaklarına götürürüz. Fakat bunu yapanlar mutlaka sanayi sitesindeki işyerlerini soymaya kalkışan hırsızlardır. Çünkü bu kişilerin önünde tek engel işyerlerinin önünde bulunan bu sahipli hayvancıklar. Bu katliam canavarlıktan öte bir şey değildir'' dedi.

sesonline.net - 25.08.2004

 

İNGİLTERE-GUERNSEY’DE KEDİ KITLIĞI

İngiltere’ye bağlı Guernsey adasındaki kedi sahiplerinin kısırlaştırma programını harfiyen yerine getirmeleri başlangıçta yetkilileri sevindirse de, adada kedi kıtlığının başgöstermesi üzerine acil önlemler alınmaya başlandı ve kısırlaştırma programı yeniden gözden geçirilerek değiştirildi. Kedi nüfusunun artması için West Sussex’ten adaya 4’ü erkek olmak üzere 21 kısırlaştırılmamış kedi getirildi. Yılbaşına kadar 60 kısırlaştırılmamış kedinin daha adaya gönderilmesi planlanıyor. 

2000 yılından bu yana GSPCA (Guernsey Society for the Protection of Animals)a gelen kedi sayısının yılda 1000’den 100’e düşmesi, kedi sahiplenmek umuduyla kuruluşa başvuran ve sahiplenecek kedi olmadığı yanıtıyla karşılaşan ada sakinlerinin tepkisini de beraberinde getirdi.

 GSPCA sözcüsü Jenny Fox, “Günde yaklaşık 6 kişi arayarak genç ya da yavru bir kedi sahiplenmek istiyor. Bizse onlara aramaya devam etmelerini ve bu arada elimize yavru kedi ulaşacağını umduğumuzu söylemek zorunda kalıyoruz. Burada bulunduğum 10 yıl içinde ilk kez böyle bir durumla karşı karşıya kalıyorum. Kedi sahiplerinden sorumlu davranmalarını istedik ve onlar da ‘fazla’ sorumlu davrandılar,” dedi.

 GSPCA, kısırlaştırma programındaki değişikliği de şöyle özetliyor: “Elbette insanlara kedilerini sürekli çiftleştirmelerini ve art arda bakamayacakları yavruları doğurtmalarını tavsiye etmiyoruz. Ancak sorumluluk sahibi insanlara eğer isterlerse kedilerini kısırlaştırmadan önce çiftleştirmelerini ve bir kere yavrulatmalarını söylüyoruz. Veterinerler de kendilerine gelen ve çiftleşmeye engel bir sağlık sorunu olmayan kedilerin sahiplerine kısırlaştırmadan önce bu olasılığı da düşünmelerini önerecek.”

 Bir başka GSPCA çalışanı Jayne Le Cras’a göre, “Son 20 yıldır kedi sahiplerini kedilerini kısırlaştırmaya teşvik ettik. Ancak görünen o ki, kendi başarımızın kurbanı olduk.”

 BBC News - 19.08.2004

http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/europe/guernsey/3579344.stm

http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/europe/guernsey/3856241.stm

 

KUZEY KIBRIS'TA KÖPEK YARIŞLARI PROTESTO EDİLDİ

Köpek yarışları, Kuzey Kıbrıs'ta protesto edildi. 14 Ağustos cumartesi akşamı açılışı yapılan Mesarya Stadyumu önünde, Hayvanları Koruma Derneği, Baraka Kültür Merkezi, POST ve Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği’nin çağrısıyla toplanan çeşitli kesimlerden hayvanseverler köpek yarışlarını protesto etti. Basına yapılan açıklama şöyle:

"Bizler, çevreciler, hayvanseverler, kumara karşı olanlar, toplumun yozlaşmasını istemeyenler, köpek yarışlarını protesto ediyoruz ve tüm duyarlı kişileri “Köpek yarışlarına hayır” demeye çağırıyoruz. Çünkü köpek yarışları;
* Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne aykırıdır. Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 10. maddesi, hayvanlardan, insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır demektedir.
* KKTC’de yürürlükte bulunan Hayvanlara Zulüm Yasası’na göre bir zulmetme suçudur. Hızlı köpeklerin yarıştırıldığı bir spor değil, bir çok devlet tarafından yasaklanmış olan kar güdumlü bir kumardır.
* Gayrı yasal kumara zemin hazırlar ve toplumu yozlaşmaya sürükler, eğlence kültürümüze vurulan bir darbedir.
* Gözünü hırs bürüyen köpek sahiplerini acımasızlaştırmaktadır ve köpeklere doping ilaçları verilmesi, 18-20 saat boyunca kafeslerde bekletilmeleri, sınırsız eksersiz yapmaya zorlanmaları sebebiyle köpeklerin sağlığı olumsuz etkilenmektedir.
* Her yıl İngiltere’de yaklaşık 10.000, ABD’de 20.000 köpeğin vahşice öldürülmesine sebep olmaktadır. Yaşlanmış veya güçten düşmüş köpekler, boğularak, vurularak ya da asılarak öldürülmektedir. Köpek yarışları devam ettikçe binlerce köpek üretilmeye ve sonra da yok edilmeye devam edecektir.

Bizler, memleketimizde bunların yaşanmamasını istiyoruz ve herkesi Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ve yasalara uymaya çağırıyoruz. Toplumun vicdanı bizim yanımızdadır.”

Verilen bilgiye göre, Mesarya Stadyumu’nun kapatılması için İçişleri Bakanlığı’na verilecek dilekçeye imza kampanyası da başlatıldı. İmza kampanyasına çeşitli ilçe ve köylerde de devam edilmesi düşünülüyor. Protestocular, “Köpek Yarışlarına Hayır” kampanyalarını kitleselleştirerek sürdürmeye ve bu amaçla 19 Ağustos Perşembe günü saat 20.00’da Baraka Kültür Merkezi lokalinde buluşmaya karar verdi.

sesonline.net - 18.08.2004

 

NAKİLDEKİ NARKOZ ASLANI ÖLDÜRDÜ

Antalya Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi'nde bulunan Paşa ve Sultan adlı iki aslan, narkozla uyutularak yeni yapılan büyük kafese nakledildi. Ancak aslanlardan dişi olan Sultan bir daha uyanmadı. Hayvanat Bahçesi yetkilileri, 'İki aslan küçük kafeste kalıyordu. Büyük kafes hazırladık ve oraya nakil yaparken anestezi uygulandı. Yeni kafeste gözlerini açan Sultan, kısa süre sonra can verdi. Sara krizlerine giriyordu.Yaşlılıktan öldüğünü sanıyoruz' diye konuştu.

Hayvanseverler ise Sultan'ın fazla narkoz nedeniyle öldüğünü ileri sürerek hayvanat bahçesi yetkililerini suçladı. 25 yaşındaki dişi aslanın ölümüyle yalnız kalan Paşa kafesinde bunalım hayatı sürmeye başladı.

Hürriyet Gazetesi - 26.07.2004

 

10 YAŞINDAKİ ÇOCUK KÖPEK YAKMAKLA SUÇLANIYOR

Kadıköy'de iki hayvansever, bir köpeği gaz dökerek yakıp ölümüne neden olduğu iddia edilen 10 yaşındaki E.U. hakkında suç duyurusunda bulundu. İddiaya göre, Küçükbakkalköy’de iki hafta önce 10 yaşındaki E.U. ve 6 arkadaşı, kangal cinsi bir sokak köpeğinin üzerine gaz döküp yanar gazete parçaları attı. Bir anda alev topuna dönen zavallı köpeğin acı acı havlaması üzerine semt sakinleri yardımına koştu. Ancak, hemen tedaviye alınan köpek, birkaç gün sonra öldü. Bunun üzerine hayvansever Elif Ertürk ve Çiğdem Demirci, görgü tanıklarıyla konuştu ve E.U. hakkında Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ertürk, açılacak bir davada sanık çocuk hakkında hayvan hakları konusunda emsal olabilecek bir ceza verilmesi gerektiğini söyleyerek, ‘Bu bir cinayet. Çocuk köpeğin üzerine gaz döküp yakmış. Eğer sanık çocuksa mutlaka terapiye ihtiyacı vardır. İlerdeki hayatında öldürmek onun için çok basit bir olay haline gelmemeli’ dedi.

Suçlanan ilköğretim okulu 4’üncü sınıf öğrencisi E.U. ise, olayın kaza sonucu meydana geldiğini belirterek şunları söyledi: ‘O gün mahalleli 6 çocukla birlikte kablo topladık. Bunların dış plastiklerini eritmek için boş arsada yaktığımız ateş bir anda kuru otlara sıçradı. Köpek otların içinde yatıyormuş. Alevlerin içinde kaldığında havlamaya başladı, ancak kaçmadı. Taş atarak kovalamaya çalıştık, ama o yine gitmedi’ dedi.

Hürriyet Gazetesi - 29.07.2004

 

ON ÜÇ YAŞINDAKİ ÇOCUK KÖPEĞİNE İŞKENCE YAPARAK ÖLDÜRMEKTEN SUÇLU BULUNDU

Dayton, Ohio‘da 13 yaşındaki bir oğlan çocuğu köpeğine işkence ederek öldürmekten suçlu bulundu. Polisin verdiği bilgiye göre çocuk köpeğini önce dövdü, ardından bıçakladı ve suda boğarak bir hendeğe attı. Riverside polisi çocuğun evindeki tüm diğer evcil hayvanlara el koydu. Mahkemeye çıkarılan çocuğa 50 saat kamu hizmeti cezası verildi. Cezanın yanı sıra çocuğun psikolojik danışmanlık almasına ve bir yıl boyunca gözlem altında tutulmasına karar verildi.

WHIOtv. com - 29.07. 2004

   

KENTUCKY FRIED CHICKEN'IN TAVUKLARA YAPTIĞI İŞKENCE

ABD'de, Hayvan Haklarını Koruma Derneği (PETA), kızarmış tavuk satan KFC (Kentucky Fried Chicken) lokanta zincirine malzeme satan bir firmada, çalışanlar tarafından tekmelenen, ezilen ve duvara fırlatılan tavukların video görüntülerini yayınladı. ABD'nin Batı Virginia eyaletindeki Moorefield'de bulunan bir fabrikada, tavuklara yapılan işkence görüntüleri, ekim ayından mayıs ayına kadar bu fabrikada çalışan PETA üyesi tarafından gizlice çekildi.

Hayvanlara yapılan muamele yüzünden geçen yıldan bu yana baskı altında bulunan KFC lokanta zincirinin sahibi ''Yum! Brands'' Anonim Şirketi yetkililerinin, görüntülerin yer aldığı video kaseti izledikleri belirtildi. KFC sözcüsü Bonnie Warchauer, KFC'nin sorumlu olan işçi ve işverenlerin işine son verilmesini talep edeceğini ve daha fazla ihlal yapılması durumunda firmayla ilişkilerin kesileceğini kaydetti.

PETA'nın fabrikaya ve şirkete gönderdiği, 22 Temmuz'da yazılan mektupta, tavuklara uygulanan inanılmaz işkenceyle ilgili olarak görgü tanığı da bulunduğu bildirildi. Tavuklara uygulanan işkencede; "canlıyken gagalarının parçalandığı, yüzlerine boya püskürtüldüğü, boyunlarının burkulduğu, gözleriyle ağızlarının içine tütün serpiştirildiği" belirtildi. Sorumlu kişiler hakkında eyalet yetkililerinin soruşturma açmasını isteyen PETA, geçen yıldan bu yana hayvanlara daha insanca muamele yapılması için şirket aleyhine dava açmış ve boykot çağrısı yapmıştı. PETA, daha önce McDonald's ve Burger King gibi lokanta zincirleri aleyhine karar alınmasını sağlamıştı.

sesonline.net - 20.07.2004