KEDİ HIRSIZI  

H. Deniz Erden

 

"Evden çıkmak istemiyorum," dedi adam içinden, puslu bir Kasım günü çatı katından şehre bakarken. Karanlık, kasvetli bir kış öğleden sonrasıydı. Neredeyse sabahın ilk saatlerine kadar çalışmıştı. Çayını demleyip gazeteleri karıştırmak, belki birkaç ahbabıyla telefonda sohbet etmek, tembelliğin tadını çıkarmak istiyordu bugün. Gelgelelim az önce eşi aramış ve evin kedisi Cimcoz’un aşıya gitmesi gerektiğini hatırlatmıştı. Adamın evde oturup tembellik etme hayalleri de böylece suya düşmüş oluyordu. "Aah ah," dedi içinden. "Hiç şikayet etme oğlum; sen açtın başına bu derdi. Yazılarımı yazarken kucağımda kıvrılıp uyuyan bir kedim olsun diye tutturan sensin. Ne vardı böyle tuhaf hayaller kuracak?" Hayır, bari Cimcoz hayalindeki kedi gibi çıksaydı. Ne gezer! Varsa yoksa perdelere tırmansın, kitaplık tepelerinde gezinsin, dosyaları dağıtsın, dünyanın parasını ödediğimiz mamalara burun kıvırsın. Yaramazlığın, huysuzluğun binbir çeşidi... Fakat artık bunları düşünmenin yararı yoktu. Başlangıçta eve bir kedi almaya sırf onun hatırı için razı olan eşi, sonradan kediye aşık olmuştu. Ve şimdi bu soğuk, iç karartıcı günde Cimcoz hanımı aşıya götürmek lazımdı. 

Veteriner yakında olduğu için, her zaman yaptığı gibi Cimcoz’u kucağına alıp yola çıktı. Kalabalık caddede kucağında Cimcoz, çamurlu su birikintilerine basmamaya çalışarak ilerliyordu. Kedinin paltosuna yapışmış pençelerine baktı. İşte böyle pençelerini geçirdiler mi kurtuluş yok. Aşıymış, kendin götür o kadar kıymetliyse kedin. Şimdi veterinerde bir dolu feryat, telaş. Son gidişte tırmaladığı yerlerin izi hala duruyor. Üstüne bir de para vereceğiz. Bu hayvana ettiğimiz masrafla şimdiye üç tane uydu anteni almıştık. Hoş, uydu anteni olsa neye yarar? Ağız tadıyla maç mı izleyebiliyorum sanki. Of Allah’ım ya. Ama bu son. Bir daha yok. Aşı yaptırmak isteyen kedisini kendi götürsün. Hiç karışmam, bu son.

"Hoop hemşerim, kedimi nereye götürüyorsun?"

Adam daldığı derin düşüncelerden uyandı. Gençten biri vardı karşısında.

"Nasıl? Anlamadım?"

"Kedimi diyorum, nereye götürüyorsun?"

"Bu benim kedim beyefendi. Aşıya götürüyorum."

"Olur mu yahu, bal gibi benim kedim işte. Gel Sarı babana…"

Bu çağrıyı duyan kedi pençelerini adamın paltosundan çektiği gibi kendini yabancının kollarına atar.

"Gördün mü bak? Bunca yıllık kedimi tanımam mı ben? Aklı sıra beni kandıracak!"

Adam, "Gel Cimcoz," diye seslenerek kediyi yabancının kucağından almaya yeltenir. Kedi soğuk gözlerle ona bakarak yabancıya doğru sokulur, pençeleriyle sıkı sıkı onun hırkasına tutunur.

Yabancı: "Bırak kardeşim! Deli mısın nesin? Sokak ortasında kedi mi çalacaksın? Yürü git işine, elimden bir kaza çıkacak şimdi..."

Adam bir sıcak dalgasının vücuduna yayıldığını hissederek çaresiz gözlerle etrafına bakınır. Bu sırada dükkanının önünde olayı izleyen bakkal söze karışır:

"Ayıp değil mi arkadaş? Niye çalıyorsun adamın kedisini?"

"Kedi benim kedim. Aşıya götürüyordum."

"Senin olsa niye onun kucağına gitsin? Utanmıyor musun?"

Tartışma büyüdükçe gelip geçenler durup izlemeye başlar. Adam, "Ne münasebet, kedi benim kedim, asıl hırsız bu!" diye sesini duyurmaya çalışırken yer yarılsa da içine girsem, diye hayıflanır. Eh Cimcoz, ben bunun hesabını sorarım senden. Rezil ettin beni. Nankör derlerdi kediler için. Boşuna dememişler.

Alışverişten dönen yaşlıca bir teyze tartışan insanları görünce durur. Yabancıya: "Ne oldu evladım?"

"Ne olsun hanım teyze, kedimi çalıyordu bu adam!"

Teyze adama dönerek: "Evladım yazıktır. Bak gencecik adamsın. Namusunla çalışsana. Neden hırsızlık ediyorsun?"

Adam: "Ne hırsızlığı hanımefendi, benim kedim bu!"

Bakkal: "Ben şahidim, kedi kendiliğinden gitti onun kucağına. Hem adam kedisini tanımasa niye benim kedim desin? Sokaklar kedi dolu yahu!"

1. izleyici: "Kardeşim bakınca adama benziyorsun. Ayıptır, boyundan posundan utan!"

2. izleyici: "Görünüşe aldanma, esas böylelerinden korkmak lazım!"

3. izleyici: "Ya koskoca adamlarsınız, bir kedi için kavga ediyorsunuz. Yakışır mı? Nereden çalındı senin kedin kardeşim?"

Yabancı: "Evden. Abi ben eve gidiyordum. Bu adamı gördüm, kedimi çalmış götürüyor. Az ilerde oturuyorum ben."

3. izleyici: "Hah işte. Gidin bakın eve. Kedini evde bulamazsan alırsın bu kediyi."

Birlikte yola koyulurlar. Adam yabancıya yan gözle bakarken, "Az sonra rezil olacaksın," diye geçirir içinden. "Daha kendi kedini bile tanımıyorsun, tutmuş beni hırsızlıkla suçluyorsun." Ansızın aklına gelen bir düşünceyle irkilir: "Ya adamın kedisi falan yoksa? Hırsız katil olmadığı ne malum? Şu işe bak, kendi ayağımızla gidiyoruz..."

Cimcoz ise hayatından memnun bir halde yabancının kucağından etrafı izlemektedir. Onun bu rahatlığı adamı iyice çileden çıkarır.

Yabancı, bir apartmanın bahçesine yönelince adam daldığı düşüncelerden sıyrılır. Apartmanın içine girip merdivenlerden bodrum katına inerler. Burası bir kapıcı dairesidir. Yabancı kapının zilini çalar, yaşlı bir kadın kapıyı açar. İçeriden mis gibi bir kızartma kokusu yükselir. Adam özlemle, "En son ne zaman kızartma yemiştim?" diye düşünür bir an.

Anne, biraz şaşkın: "Aa Sarı’yı mı getirdin? Daha yeni salmıştım bahçeye."

Adam heyecanla atılır: "Teyze bu sizin kediniz mi?"

Anne, kediye bakarak: "Bizim kedimiz tabii."

Adam sarsılır. Artık bütün ümidi tükenmiştir. Derken birden gözleri parlar. Niye daha önce düşünemedim bunu?

"Teyze kediniz dişi mi erkek mi?"

Anne: “Erkek.”

Adam: "Tamam işte! Cimcoz dişi!"

Tam bu sırada yabancının annesi şaşkınlıkla adamın arkasında bir yerlere bakarak: "Hasbinallaaaah!!!"

Adam ve yabancı, annenin baktığı yöne dönerler. Cimcoz’a ikizi kadar benzeyen bir başka kedi, merdivenlerin başından merakla onlara bakmaktadır.

Adam hışımla Cimcoz’u yabancının kollarından alır. "Anladın mı şimdi? Bir de bana hırsız diyorsun! Sen kendi kedini tanımıyorsan ben ne yapayım? Çattık be!"

Hızla merdivenleri çıkarak kendini sokağa atar. Hava kararmış, buz gibi bir yağmur çiselemeye başlamıştır. Cimcoz’u paltosunun içine sokar. "Ben verir miyim kızım seni elaleme?" diye söylenir. "Sen de gittin yerleştin adamın kucağına!" Cimcoz paltonun içinden keyifle gözlerini kısarak ona bakar, mırlamaya başlar. "Yürü hadi eve. Bu saatten sonra veterinere falan gidilmez. Sana kasaptan ciğer alalım, ben de şöyle güzel bir kızartma yapayım. Neymiş? Ev kokuyormuş. Kokarsa koksun. Bunca badireden sonra kızımla bir ziyafete hakkımız olsun artık!"