BÜTÜN HAYVANLARDAN ÖZÜR

Sessiz biçimde ölümü kabullenen milyonlarca kümes hayvanından özür dilemek için bu yazıyı yazıyorum.

Türkiye’de kuş gribi paniğiyle hareket eden Hükümet, daha önce dünyanın diğer bölgelerinde de görüldüğü gibi ve Dünya Sağlık Örgütü’nün etik kurallara aykırı desteğiyle, korkunç bir hayvan katliamını sorgulamaksızın uygulamış ve insanlığın doğaya ve diğer canlı türlerine karşı tür ayrımcılığına dayalı eko-faşist bir katliam gerçekleştirmiştir.

İnsanlık, tarihsel gelişim çizgisi içinde etik olarak üç aşamalı bir gelişme yaşamıştır. İlk aşamada insan; dünyanın, doğal varlıkların ve bütün canlı yaratıkların kendisi için yaratıldığına inanan insan-merkezci (antroposantrik) bir etik yaklaşıma sahip olmuştur. Bu yaklaşıma göre, canlı ya da cansız bütün varlıklar, insanın mutluluğu ve yararı için vardır ve acımasızca ve sınırsızca sömürülmesi ve onlardan azami ölçüde yararlanması mantıklıdır. Bu yaklaşımın ne kadar sağlıksız bir yaklaşım olduğu, doğada milyonlarca canlı türünün bulunması ve yalnızca bunlardan birisi olan insanın diğer bütün canlı türlerini kendi çıkarları için sınırsızca kullanmasının mantıksızlığı ile açıkça görülmektedir.

İnsan-merkezci yaklaşım, insanın kendisini tehdit eden gelişmelerin ortaya çıkması ile sorgulanmaya başlamıştır. Doğada yalnızca bir canlı türü bırakarak insanlığın varlığını sürdüremeyeceği anlaşıldığı gibi, canlı türlerinin nesillerinin tükenmesinin zincirleme olarak insan türünü de tehdit edeceği , bilimsel olarak anlaşılmaya başlamıştır. Bu noktadan itibaren, en azından felsefi olarak, doğaya ve çevreye duyarlı yaklaşımlar seslendirilmeye başlamış ve insan-merkezci etik yaklaşım hafifletilmeye, insan merkezci yararcı yaklaşım terk edilmeye başlamıştır.

İnsan-merkezci yaklaşımın felsefi olarak terk edilmeye başlaması ile canlı-merkezci etik yaklaşımı savunan bazı düşünceler seslendirilmeye ve savunulmaya başlamıştır. Hatta, canlı varlıkların hakları ve hayvan hakları üzerinde çeşitli bilimsel çalışmalar yapılmıştır. Peter Singer, Tom Regan, John Nuttall, Joel Feinberg gibi bir çok yazarın bu konuları etik ve bilimsel olarak tartıştığını biliyoruz.

İnsan dışındaki canlı varlıkların yaşama hakkı ya da tür olarak varlıklarını sürdürmek gibi haklara sahip olabileceğini savunan bu etik yaklaşımlar, her şeyin insan türünün yararlanması için yaratıldığını savlayan ilkel insan-merkezci yaklaşımdan uzaklaşılması bakımından büyük bir gelişme olarak görülmüştür.

Etik yaklaşımların daha ileri bir aşaması olan çevre-merkezci yaklaşım ise ekolojik bütünlük düşüncesinden kaynaklanan bilimsel ve akılcı bir yaklaşımdır. Dünyanın bütün canlı türler ve cansız varlıklar bütünü ile ekolojik bir denge içinde sürüp gittiğini savlayan bu yaklaşım, doğanın ve canlı varlık türlerinin ilkel bencillik ile insan türünün sınırsız sömürüsü ve kullanımına sunulması sonucu insan türünü de tehdit edecek bir aşamaya geleceğimizi savunmaktadır. Ekolojik denge içinde canlı ya da cansız bütün türlerin bir işlevi bulunmakta olup bu dengenin bozulması ile başta dünyayı yaşanabilir hale getiren denge olmak üzere, bütün canlı türlerinin yaşam koşulları tahrip olmaya başlayacaktır. Bu nedenle, dünyaya ekolojik denge bütünlüğü içinde bakmak ve canlı türlerinin yaşam koşullarının insan müdahalelerinin baskısı sonucu ortadan kaldırılmasını engellenmek gerekir. Bu süreçte, bütün canlı türleri gibi, doğal varlıkların da ekolojik denge bütünlüğünün bir parçası olduğu unutulmamalıdır.

Dünyada böylesi bir etik yaklaşımın seslendirilmesine karşın, kanatlı hayvanları tehdit eden bir hastalığın insanlara bulaşmasını engellemek için milyonlarca tavuğu ve kümes hayvanını katlettiğimiz de bir gerçektir. Bu korkunç pratik, insanı doğanın tek sahibi olarak gören ve en küçük bir tehdit için milyonlarca hayvanı bilinçsizce ölüme mahkum eden bir anlayışın sonucu gerçekleşmiştir.

Dünyada insan gribi gibi en önemsiz hastalıklardan on binlerce insan hayatını kaybederken; yoksulluk, bilinçsizlik ve en önemlisi de gerekli önlemlerin alınmaması sonucu birkaç insanın ölümüne neden olan kuş gribi nedeniyle milyonlarca kümes hayvanını telef etmek, insanlık açısından korkunç bir suç oluşturmuştur. Bu, ekolojik bir suçtur. Hayvanları hastalıktan korumak için koruyucu hekimlik önlemleri almak ve onları sağlıklı yaşatmak için kümeslerinden dışarıya bırakmamak yöntemi dururken, bütün kümes hayvanlarını yok ederek sorunu çözmeye çalışmak, en ilkel ve en acımasız davranışlardan birisidir. Bu yöntemi destekleyen Dünya Sağlık Örgütü de bu kabul edilemez çevre suçuna ortak olmuştur.

Dışarıda denetimsizce kafalarımızın üstünde gezinen milyarlarca kuşa karşı bir önlem almak olanağı bulunmadığı halde, kümeslerinden çıkarmayarak kolayca koruyabileceğimiz kümes hayvanlarını korkunç yöntemler ile toplu olarak kıyıma uğratmak, insanlık tarihinin gelişim çizgisinde korkunç bir leke oluşturmuştur. Bu korkunç kıyım ve ilkel davranış için bütün hayvanlardan özür diliyorum.

 

Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan

Çevrebilimci

Doğu Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi

Resim: Girl with bird, Alexander Sokht