HAYVAN SEVGİSİ(ZLİĞİ)

İnsanların hayvanlarla kurdukları ilişki kendi kişiliklerinin de bir yansımasıdır çoğunlukla. Kimileri açığa vuramadıkları saldırganlıklarını köpekleriyle gösterir. Kimileri de kendi komplekslerini yeni aldıkları cins hayvanlarıyla gidermeye çalışır. Çalışır ama olmaz elbette çünkü orada hep kendi benliklerinin sakatlıklarını yamalamak ya da saklamak üzerine kurarlar ilişkilerini. Dolayısıyla da karşılarındakinin de bir canlı olduğunu umursamaz, anlamazlar.

Geçtiğimiz haftalarda, sokağa terkedilen hayvanlar üzerine bir program hazırlıyordum. Çoğunlukla bir heves ya da moda uğruna eve alınan, olayın heyecanı bittikten sonra da terkedilen kedileri, köpekleri gördüm o programı çekerken; ve insanların ne kadar acımasız yaratıklar olabileceğini anladım bir kez daha. Yedikule’de bulunan Fatih Belediyesi’nin barınağına gittik önce.

Barınakta yaklaşık 1500 köpek vardı ve bu köpeklerin yarısından fazlası sahipleri tarafından sokağa atılmış hayvanlardı. Terrier, Husky, Danua, Rottweiler orada gördüğüm cinslerden sadece bir kaç tanesi. Köpeklerin bakışlarını bilirsiniz, hep hüzünlüdür gözleri nedense. Buradakiler ise daha çok üzgün bakıyorlardı. Hele yaşlı bir Kangal vardı ki onun bakışlarında üzüntüden öte, büyük bir  küskünlük vardı.

Adı Efe’ydi, boyundan bosundan belli ki bir zamanlar gerçekten de ismini hakediyormuş. Sonra hikayesini öğrendik; çok yaşlandığı için sahipleri artık bakmak istememiş ve buldukları ilk çöplüğe atmışlar ölsün diye. Onca yıl beraber yaşadıktan, o kadar zaman sahiplerim diye düşündüğü insanlara güvendikten sonra kendini sokakta bulmak çok ağır gelmiş ona. Barınağa ilk geldiği günlerde hiçbir şey yemiyormuş. “İntihar etmeye karar vermişti,” dedi barınağın yöneticisi Meral Hanım, “hiç bir şey ağzına koymuyordu, verdiğimiz yemeklere bakmıyordu bile...”

Diğer köpeklerin yanına koymak istediklerinde hiçbiriyle anlaşamamış. Köpeklerin büyük bir bölümü onu kendi bölmelerinde istememiş; bir tek kanişlerin ve terrierlerin bulunduğu bölüm dışında. “İlk günden kabullendiler onu,” diye anlatmaya başladı Meral Hanım, “neredeyse bütün bakımını onlar üstlendi. Yemek bile ayırıyorlar kendileri yemeden.” Böyle anlatınca sanki abartıyormuş gibi geliyor insanın kulağına ama kendi gözlerimle gördükten sonra diyecek bir şey bulamadım.

Efe’nin duruşu hafif yamuktu, başını aşağı eğmiş öylece duruyordu. Ufaklıklardan birisi yanına gitti ve birden Efe’nin kulağının içini yalamaya başladı. Efe hiç kıpırdamıyordu bile. Ufak Terrier bir süre yaladı kulağını. Biz şaşkınlıkla ne yaptıklarını anlamaya çalışırken, Meral Hanım durumu açıkladı; Efe artık temizlenemediği için her gün düzenli olarak temizliğini ufak köpekler yapıyormuş. Kimi zaman kulağının içini, kimi zaman da başını yalayarak ona yardımcı oluyorlarmış. Bir garip hissettim kendimi o an. O kadar dokundu ki bana onların bu dayanışması, bu asil davranışları...

Efe’yi sokağa atanların umurunda değildi onun nasıl bir hayat yaşayacağı. Efe’nin onlara duyduğu sevginin farkında bile değillerdi eminim çünkü böyle bir kavramın olabileceğini bile bilmiyorlardı. Çünkü onlar sevmeyi bilmiyorlardı.

Efe, sokağa atılan hayvanlardan yalnızca biri. Onunla aynı kaderi paylaşan, binlerce kedi ya da köpek yaşıyor dışarıda, ya da yaşamaya çalışıyor. Siz siz olun evinize bir hayvan almayı istemeden önce, hayvanları sevmenin ne demek olduğunu anlamaya çalışın önce. Çünkü bu duyguyu hissetmeden sevmenin ne anlama geldiğini  bilemezsiniz. Sevmeyi bilmeden de insan olmayı beceremezsiniz.

 

Nevin SUNGUR

Gazeteci, NTV 

Resim: Love Me, Love My Dog - Sir Joshua Reynolds